Sosyal Güvenlik Hakkının Yasal Dayanakları
Türk hukukunda sosyal güvenlik hakkı belirli güvencelerle garanti altına alınmış, Anayasanın 60. Maddesinde ise herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Bu ilke uyarınca sosyal güvenlik hakkı; herkese tanınan, kişiye sıkı sıkıya bağlı, devredilemez ve vazgeçilemez, devlete önemli yükümlülükler yükleyen ekonomik ve sosyal bir anayasal haktır. Sosyal devlet ilkesine göre devlet, vatandaşların yaşlılık, hastalık, malullük gibi durumlarda asgari geçim ve yaşam standardını korumakla yükümlüdür. Sosyal güvenlik hakkının amaçlarından biri ise bireylerin çalışma gücünü kaybetmesi veya yaşlanması durumunda insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmesini sağlamaktır.
Ancak hukukumuzda bir işverene bağlı SGK 4/1-(a) veya 4/1-(c) bendi kapsamında çalışan kişilerin, kendi işini kurarak 4/1-(b) bendi kapsamında Bağ-Kur kapsamına girdiklerinde kişilerin rızası olmadan hizmet birleştirilmesi yapılarak “Son Yedi Yıl” kuralına göre Bağ-Kur üzerinden emekli aylığı bağlanmakta ve bu durum kişilerin miktar olarak daha az emekli aylığı almasına sebep olmaktadır. Nitekim sigortalının uzun yıllar boyunca tabi olduğu sigortalılık statüsünden doğan emeklilik hakkının, son dönemde gerçekleşen hizmet niteliği esas alınarak ve önceki hizmetleri ile kazanılmış emeklilik koşulları göz ardı edilerek sigortalı aleyhine sonuç doğuracak şekilde belirlenmesi, sosyal güvenlik hakkının amacıyla da bağdaşmamaktadır.
Aylık Bağlanmasında 5510 Sayılı Kanun Öncesi ve Sonrası
Emeklilik statüsünün ve kişilerin hangi kurum şartlarına tabi olacağının belirlenmesinde 5510 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih emekli aylığının bağlanması açısından kritik bir önem taşımaktadır. 5510 Sayılı Kanun 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girmiş ve yürürlüğe girmeden önce uygulanan 2829 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması geçici 2 ve 4. Maddelerle hüküm altına alınmıştır.
5510 Sayılı Kanuna göre kanunun yürürlük tarihinden önce farklı sosyal güvenlik kurumlarına ya da bu Kanunda belirtilen sigortalılık hallerinden birden fazlasında sigortalı olup aylık bağlanması talebinde bulunanlara esas alınacak kanunun 2829 sayılı Kanun hükümlerine göre belirleneceği düzenlenmiştir.
5510 Sayılı Kanun ve Mülga 2829 Sayılı Kanun Arasındaki Farklar
5510 Sayılı Kanuna göre 1 Ekim 2008 öncesi sigortalılığın tespitinde 2829 Sayılı Kanun hükümleri uygulanacak ve sigortalıların kazanılmış hakları korunacaktır.
2829 Sayılı Kanuna göre birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden aylık bağlanırken son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, ancak, kanunda sayılı istisna hallerinde (malullük, ölüm, yaş haddinden re’sen emekli olma, süresi kanunla belirlenen vazifelere atanma veya seçilme ve bağlı oldukları kurumun kanunla değiştirilmesi) tabi oldukları son kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanacağı düzenlenmiştir.
2829 Sayılı Kanunda yer alan uygulamaya göre sigorta statüsünün tespitinde ve aylığı bağlayıp ödeyecek Kurumun tayininde, sigortalıların emeklilik geriye doğru prim veya kesenek ödenerek geçen son yedi yıllık fiili hizmet (360×7=2520 gün)süresi esas alınarak işlem yapılacaktır. Ancak “fiili hizmet süresi” ifadesinin prim ödenerek geçirilen süre anlamını taşıyacağına dikkat çekmek gerekir. Kısacası 1 Ekim 2008 öncesi sigorta girişi olanlar için sigorta statüsünün tespitinde, son yedi yıl içinde hangi sigortalılık statüsü fazla ise o statü esas alınarak aylık bağlanacaktır.
1 Ekim 2008 sonrası sigorta girişi olanlar için ise 5510 Sayılı Kanun hükümleri uygulama alanı bulacak ve bu sistemde son 2520 gün kuralı uygulanmayacaktır. Bu sisteme göre çalışma hayatının tamamındaki tüm prim günleri toplanır, hizmet süreleri birleştirilir ve toplamda en çok hangi statüde prim ödenmişse emeklilik işlemi o statünün kurallarına göre tesis edilir.
Yüksek Mahkeme Kararlarında Hizmet Sürelerinin Birleştirilmesi Hukuka Aykırı Kabul Edilmiştir.
Yargıtay ve Danıştay içtihatları uyarınca yaşlılık aylığı bağlanmışsa da sigortalının tek başına bir sosyal güvenlik kurumuna tabi hizmet süresi, o kurumdan yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli ise, yalnızca farklı statülerde hizmet bulunması nedeniyle hizmet birleştirilmesine gidilmesi zorunlu değildir.
Zira 2829 Sayılı Kanunda da kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet sürelerinin, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirileceği, ancak, hizmet süreleri toplamının aylık bağlanmasına yeterli olmaması halinde, bu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Danıştay’ın bir kararında; “(…) farklı sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmetleri bulunan ilgililerin, ancak bu hizmetlerin birleştirilmesi halinde aylık bağlanmasına hak kazanmaları durumunda hizmet birleştirilmesinin zorunlu olduğu ve bu uygulamaya göre tabi oldukları sosyal güvenlik kurumunun belirleneceği açıktır.
Davacının emekli olmak istediği tarih itibarıyla emekli olmak için aranan şartları birleştirilmiş hizmet süreleri de dahil olmak üzere taşıdığı anlaşıldığından, aylık bağlanmasına esas yıl ve yaş şartını haiz davacının, BAĞ-KUR sigortalısı olarak çalıştığı 3 yıl 4 ay 5 günlük hizmet süresinin birleştirilmesi talebi olmadığı da dikkate alındığında , davacının emeklilik işleminin iptal edilerek, emekli edilmesinin BAĞ-KUR prim borcunun ödenmesi koşuluna bağlanması ve yapılan ödemelerin tarafına borç çıkartılmasına ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay’ın bir kararında ise bu husus şöyle vurgulanmıştır: “İlk Derece Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2017/195 Esas, 2019/195 Karar sayılı kararı ile; davacının 6730 gün SSK, 450 gün Emekli Sandığı ve 2092 gün Bağ-Kur prim gün sayısının bulunduğu, tahsis talep tarihi itibariyle son 7 yılda Bağ-Kur sigortalılığı fazla olduğundan davacıya Bağ-Kur kapsamında yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının Bağ-Kur hizmetleri olmaksızın aylık bağlanmasına ilişkin Kuruma yaptığı zorunlu başvurunun reddedildiği, emsal kararlarda da belirtildiği üzere sigortalının hizmet birleştirmesine zorlanamayacağı ve iradesine üstünlük tanınması gerektiğinden davacıya Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmadığı takdirde son 7 yıllık süre içerisinde SSK hizmetleri fazla olduğundan 506 sayılı yasa kapsamında aylık bağlanması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne (…) karar verilmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının talebi Bağ-Kur hizmetleri dikkate alınmaksızın SSK hizmetleri kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin olup yargılamada Emekli Sandığı hizmetlerinin aylık bağlanırken kapsam dışı bırakılması talep edilmemiştir.”
Anılan kararlarla emeklilik başvuru tarihindeki hizmet süresi itibarıyla 4/1-(c) veya 4/1-(b) kapsamında yaşlılık aylığı bağlanması için gerekli şartları taşıyan kişilerin, son yedi yıllık hizmet süresinde 4/1-(b) kapsamında çalışmış olmasını esas alınarak 4/1-(b) kapsamında aylık bağlaması nedeniyle, sahip olduğu emeklilik hakkından farklı ve aleyhine sonuçlar doğuran bir sigortalılık statüsüne tabi tutulması engellenmiştir.
Kamu Denetçiliği Kurumunun tavsiye kararlarında ise ancak hizmetlerin birleştirilmesi halinde aylık bağlanmasına hak kazanmaları durumunda hizmet birleştirilmesinin zorunlu olduğu ve bu uygulamaya göre tabi oldukları sosyal güvenlik kurumunun belirleneceği, tek başına bir çalışmanın aylık bağlanmasına yeterli olması halinde kişinin, tüm sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet sürelerini birleştirmeye zorlanamayacağı vurgulanmıştır. Ancak Kamu Denetçiliği Kurumu’nun tavsiye nitelikteki kararlarının kurumlar açısından bağlayıcı olmadığına dikkat edilmelidir.
SONUÇ
Sosyal güvenlik hakkı, Anayasa’nın 60. maddesiyle güvence altına alınan, kişiye sıkı sıkıya bağlı ve devredilemez nitelikte anayasal bir haktır. Ancak uygulamada, özellikle 1 Ekim 2008 öncesi sigorta girişi olan bireyler açısından bir işverene bağlı SGK 4/1-(a) veya 4/1-(c) bendi kapsamında çalışan kişilerin, kendi işini kurarak 4/1-(b) bendi kapsamında Bağ-Kur kapsamına girdiklerinde kişilerin rızası olmadan zorunlu hizmet birleştirmesi yapılması ve sigortalıların iradesi dışında daha az avantajlı olan Bağ-Kur (4/1-b) statüsünden emekliliğe sevk edilmesi, sosyal devlet ilkesi ve kazanılmış hakların korunması esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatları; sigortalının tek bir kurum kapsamındaki prim gün sayısının emeklilik için yeterli olması hâlinde hizmet birleştirmesine zorlanamayacağını ve kişinin iradesine üstünlük tanınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Danıştay da farklı sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi hizmetleri bulunan ilgililerin, ancak bu hizmetlerin birleştirilmesi halinde aylık bağlanmasına hak kazanmaları durumunda hizmet birleştirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Söz konusu uygulamanın bireylerin çalışma gücünü kaybetmesi veya yaşlanması durumunda insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürmesini sağlama amacı taşıdığı ve bireylerin bu şekilde mağduriyetlerinin giderildiği açıkça ortadadır.