Kişinin zarar gördüğü olaydan, önceki durumuna getirilmesi amacı ile zararının karşılanması durumuna tazminat, bu konudaki kuralların oluşturulduğu bütüne de Tazminat Hukuku denilmektedir. Haksız fiillerden veya başka herhangi bir nedenden kaynaklanan tazminat anlaşmazlıklarını konu alır. Genel olarak, “maddi tazminat davası” ve “manevi tazminat davası” olmak üzere iki tür tazminat davası vardır:

Maddi tazminat davası, ölüm sebebiyle destekten yoksun kalma, maluliyet ve iş gücü kaybı gibi bedensel zararlardan kaynaklanabileceği gibi mal varlığı değerlerinin zarar görmesinden de kaynaklanabilir. Manevi tazminat davası, haksız bir fiil veya işlem nedeniyle davacının ruhsal bütünlüğünü bozan manevi acıların giderilmesi amacıyla açılır.

Maddi ve manevi tazminat davası; borçlar hukukundan kaynaklanan sözleşmenin ihlali, trafik kazası neticesinde yaralanma veya ölüm, doktor uygulama hatası (malpraktis) sonucu ölüm, iş hukukundan kaynaklanan ihbar veya kıdem tazminatı, iş kazası sonucu yaralanma veya ölüm, suç işlenmesi, boşanma davası gibi birbirinden tamamen farklı hukuki nedenlerden kaynaklanan uyuşmazlıkları çözen bir dava türüdür. 

Ekibimiz hem maddi hem manevi tazminat davalarına yönelik bilgi ve birikimleri ile müvekkillerine hizmet vermektedir.

TRAFİK KAZASINA BAĞLI MADDİ-MANEVİ TAZMİNAT DAVALARI

Trafik kazası sonucu belirli oranlarda vücut bütünlüğü bozulan yani engelli hale gelen kişiler ile ölüm halinde, ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler için gerek sigorta şirketleri aleyhine gerekse de kazaya sebebiyet veren kusurlu taraf aleyhine, mağdurlar adına doğan tazminatın sigorta şirketlerine başvuru, tahkim ve dava usulüyle tazmin ile tazmin edildiği davalardır. 

Yaşadığı trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmiş olan bireyin, yaşadığı dönemde destek olduğu ve ölümü ile birlikte bu destekten yoksun kalacak kişilerin maddi anlamda yaşayacakları zararın giderilmesi adına talep edilebilecek olan tazminat türüdür. Destekten yoksun kalma tazminatı talep edecek kişiler, trafik kazası sonucu yaşamını yitiren bireyin eşi, annesi, babası, çocukları ve kardeşleri olabilir. Bunun yanı sıra destekten yoksun kalma tazminatı 3. kişiler tarafından da talep edilebilir. Burada destekten yoksun kalma tazminatı talep edecek 3. kişilerin, trafik kazası sonucu vefat eden kişinin kendisine sağlığında destek olduğunu kanıtlaması gerekir. Trafik kazası tazminatı ile ilgili olarak, ölümlü trafik kazası tazminatı, yaralamalı trafik kazası tazminatı, maddi hasarlı trafik kazası tazminatı gibi farklı tazminat talepleri doğabilir. Ölümlü ve yaralamalı trafik kazalarında manevi tazminat talep etmek de mümkündür. Burada trafik kazası sonucu vefat eden kişinin yakınlarının yaşadığı üzüntü keder ve ıstırabın bir parça da olsa giderilmesi gayesiyle ölümlü trafik kazası tazminatı olarak maddi tazminat talep edilebilir.

Trafik kazası sonrası açılacak maddi-manevi tazminat davaları konusunda da yine ekibimiz kanun ve içtihat hakimiyeti ile müvekkillerine hukuki destek vermektedir.

EMSAL KARARLAR

DAVACININ GERÇEK ZARAR MİKTARININ TESPİT EDİLEBİLMESİ İÇİN, ÖNCELİKLE GELİRİNİN DOĞRU SAPTANMASI GEREKİR.AYRICA ZAMAN AŞIMI HUSUSU DOĞRU DEĞERLENDİRİLMELİDİR.

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davaya konu trafik kazası sonucunda davacı malul olacak derecede yaralanmış olup, eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 Sayılı TCK’nun TCK 89 ve 66/1-e maddelerine göre öngörülen ceza zaman aşımı süresi 8 yıldır. Buna göre davada, kaza tarihi ile dava tarihi arasında uzamış zaman aşımı dolmamış ise de kaza tarihi ile ıslah tarihi arasında ceza zaman aşımı süresi dolmuştur. O halde, mahkemece 8 yıllık ceza zaman aşımı süresinin dolmuş olmasına gelişen durumda olmamasına göre, mahkemece ıslah edilen kısım yönünden temyiz eden davalının ıslah zaman aşımı itirazının kabulüne karar verilerek, hüküm kurulması gerekirken gerekçesiz şekilde zaman aşımı itirazı reddedilerek hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Öte yandan, davacının gerçek zarar miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle gelirinin doğru saptanması gerekir. Dosya kapsamında yapılan araştırmalar sonucunda, davacının gelir durumuna ilişkin olarak dosyaya herhangi somut bir veri sunulmamıştır. Somut olayda, davacının usta olduğunu gösteren belge, sertifika, tanık beyanlarının ardından, mahkemece; bu işi bir iş verenin yanında hizmet sözleşmesi ile yürütebileceği ya da bağımsız olarak çalışıyorsa vergi mükellefi olarak çalışmasının gerekeceği gözetilmek suretiyle, davacının kaza tarihinden önce bağlı olarak çalıştığı iş yerinden, SGK’dan en son gelirine ilişkin belgelerin ya da bağımsız olarak çalışması söz konusuysa, ilgili vergi dairesinden kazancına ilişkin belgelerin getirtilmesi, bu suretle temin edilen resmi belgelerdeki net kazancı dikkate alınarak tazminat hesabına esas gelirinin belirlenmesi gerekir. Davacının gelirinin belirlenmesi konusunda eksik ve yetersiz araştırma ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

CEZA ZAMAN AŞIMI İÇİN MAHKUMİYET GEREKMEMEKTEDİR.

Davacılar murisinin öldüğü ve birçok ölüm ve yaralanmanın olduğu olayın tarihi itibariyle ceza zaman aşımı süresi 765 Sayılı TCK’ nın 455/2 ve 102/3 maddelerine göre 10 yıl olup kaza tarihinden itibaren dava tarihine kadar uzamış zaman aşımı süresi olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip karar vermek gerekirken 2918 S.K.’da öngörülen 2 yıllık zaman aşımı süresinin geçmiş olduğu gerekçesiyle destek tazminatı talebinin zaman aşımına uğradığına dair yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi ve davalı karşı araç sürücüsüne karşı açılan manevi tazminat davasının tamamının reddine karar verilmiş olmasına rağmen nispi vekalet ücreti hükmedilmesi davacının davalı şirkete yöneltmiş olduğu maddi ve manevi tazminat talepleri tümden reddedilmiş olmasına göre yargılama sırasında vekille temsil edilen davalı lehine karar tarihi itibari ile yürürlükte bulunan AAÜT maddelerine uygun olacak şekilde vekalet ücreti hükmedilmesi gereğinin gözetilmemesi bozmayı gerektirmiştir.

ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT İÇİN İHTİYATİ HACİZ KARARI VERİLMESİ

Zarar, haksız eylemden kaynaklandığından tazminat haksız eylemin gerçekleştiği tarihte muaccel hale gelmektedir. Buradaki “muacceliyet” kavramı, alacaklı tarafından talep ve dava edilebilir hale gelmiş olma anlamındadır. Yukarıda belirtilen belgeler de nazara alındığında davacıların destekten yoksunluk ve manevi zararlarının olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Haksız fiil (ölüm) tarihi itibarıyla davacıların maddi (destek) ve manevi tazminat alacakları muaccel hale gelmiştir. İhtiyati haciz talep edildiği, davanın ilk açıldığı aşamada zararın miktarının net olarak belirlenmesini beklemek hakkaniyetle bağdaşmaz. Zaten davacı vekili de fazlaya dair haklarını saklı tutarak dava açmıştır. İİK 257.madde; “Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.” hükmünü içermektedir. Açıklanan nedenlerle, İİK-257-264. maddeleri uyarınca ihtiyati haciz kararı verilmesi gerekirken talebin tümden reddine karar verilmesi doğru değildir. Kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.

MÜTERAFİK KUSURU BULUNMAYAN VE DAVA KONUSU OLAY NEDENİYLE OLUŞAN ZARARA KATLANMAK ZORUNDA KALAN DAVACININ TAZMİNAT ALACAĞINDAN HAKKANİYET DÜŞÜNCESİ İLE İNDİRİM YAPILAMAZ.

Davalı tarafından trafik sigortalı araç sürücüsünün kusuru ile gerçekleşen kaza (haksız fiil) nedeniyle zarara uğrayan davacının bu zararının giderilmesi gerektiği; zararın doğması ya da artmasında hiçbir müterafik kusuru bulunmayan ve dava konusu olay nedeniyle oluşan zarara katlanmak zorunda kalan davacının tazminat alacağından hakkaniyet düşüncesi ile indirim yapılamayacağı da dikkate alındığında; ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine, HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi, HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre; usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SÜRÜCÜNÜN ALKOLLÜ OLMASI, TEK BAŞINA HASARIN TEMİNAT DIŞINDA KALMASINI GEREKTİRMEZ.

O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, üstelik böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK’nun 1281. maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan, bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin belirlenmesi durumunda, oluşan hasarın poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) Somut olayda, sürücünün trafik kazası esnasında 148 promil alkollü olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, alkolün trafik kazasına etkisi olup olmadığı araştırılması için adli tıp hekiminden rapor alınmış ve alınan rapora göre kazanın münhasıran alkolün etkisi ile gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, trafik konusunda uzman bilirkişi ve nöroloji uzmanı doktordan oluşturulacak bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, olayın oluş şekli, yol, hava ve trafik durumu, sanığın savunması, ceza dosyası kapsamı, kaza tespit tutanağı, sürücüde tespit edilen alkol oranı, kusur durumu birlikte değerlendirilerek, kazanın münhasıran (salt) alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin başka unsurlarında etkili olup olmadığının belirlenmesi için gerekçeli ve denetime elverişli yeni bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken ehil olmayan bilirkişi tarafından düzenlenen rapora göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

REŞİT OLMAYAN SÜRÜCÜNÜN NEDEN OLDUĞU TRAFİK KAZASI SONUCUNDA AÇILACAK TAZMİNAT DAVASINDA AİLE MAHKEMELERİ GÖREVLİDİR

Mahkemece, Dairemizin ilgili bozma ilamına uyulmasına karar verilerek toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, H.M.K.114/1-C, H.M.K. 115/1-2. maddesine göre dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin … Aile Mahkemesi olduğuna, 2-HMK 20/1 maddesine göre kararın kesinleştiği tarihten itibaren kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde taraflardan birinin mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine, aksi halde HMK 20/2 maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine karar verilmiş; hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA…

PLAKASI BELİRLENEMEYEN ARACIN SEBEP OLDUĞU TRAFİK KAZASINDAN DOLAYI TAZMİNAT SORUMLULUĞU GÜVENCE HESABINA AİTTİR

Davacı vekili, 07.05.2012 tarihinde bisikleti ile gitmekte olan davacıya plakası belirlenemeyen bir aracın çarpması sonucu davacının kalıcı olarak çalışma gücü kaybına uğradığını, kalıcı çalışma gücü kaybı zararının karşılanmadığı ileri sürülerek fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere toplam 1.000 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren uygulanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 18.06.2015 tarihli dilekçe ile maddi tazminat talebini toplam 71.494,17 TL’ye çıkartarak alacağa dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasını talep etmiştir.

Davalı vekili, tazminata konu olayın trafik kazası sonucu meydana geldiğinin ispatlanamadığını, olayda davacının kusurlu olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. 

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; davanın kabulü ile 71.494,17 TL ‘nin dava tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine hükmolunmuş; hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce bozulmasına karar verilmiş, bu defa davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine yapılan incelemede; 

Dairenin bozma kararında, mahkemece, maluliyet oranının belirlenmesi hususunda Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerine göre düzenlenmiş ve davacının %19 oranında maluliyet oranının kabul edildiği rapora göre hüküm kurulduğu, oysa maluliyet raporunun kaza tarihine göre “Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği” hükümlerine göre düzenlenmesi gerektiği ve anılan yönetmeliğe uygun maluliyet raporu düzenlendikten sonra alınacak aktüer raporuna hüküm kurulması gereğine değinilmiştir.

Ancak, hükme esas alınan aktüer hesap raporunun, … Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan alınan “Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği” hükümlerine göre düzenlendiği ve davacının %17 oranında kalıcı biçimde genel beden gücünden kaybının tespit edildiği 30.05.2014 günlü rapora dayalı olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece hükmün gerekçesinde maluliyet oranının hatalı yazılması ve raporun yanlışlıkla Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre alınmış olduğunun belirtilmesinin sonuca etkili olmadığı görülmüş, böyle bir durumda ve yukarda yapılan açıklamalar ışığında, mahkeme hükmünün bozulması maddi hataya dayalı olduğu görülmekle, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin 29.09.2016 gün 2015/18897 esas, 2016/8350 karar sayılı bozma ilamı kaldırılarak mahkeme hükmünün onanması gerekmiştir. 

YAŞI KÜÇÜK ÇOCUĞUN UĞRADIĞI TRAFİK KAZASI SEBEBİYLE AÇILAN TAZMİNAT DAVASINDA GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK ZARARI TALEP EDİLEBİLİR

… Adli Tıp Kurumu marifeti ile tespit edilen maluliyete ilişkin rapora göre, trafik kazasında sürekli malul kalacak derecede yaralanmayan davacının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayacağı, bu dönemde ise %100 malul sayılacağı belirtilmiş, mahkemece davacı küçüğün gelir getirici işte çalıştığının ispat edilemediği gerekçesi ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Halbuki beden gücü kaybı nedeniyle 9 aylık, geçici iş göremezlik döneminde de daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettirmek durumunda olacak davacının, bu dönem için asgari ücret düzeyinde kazanç kaybı zararının tespit edilip hüküm altına alınması gerekir iken mahkemece, davacının bu kısma ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

NAKLİYECİLİK YAPAN KİŞİ, TRAFİK KAZASI SONUCUNDA ARACINDA MEYDANA GELEN DEĞER KAYBINI TALEP EDEBİLECEĞİ GİBİ, VAR İSE KAZANÇ KAYBINI DA TALEP EDEBİLİR.

Hükme esas alınan bilirkişi raporunda araçtaki değer kaybının tespiti, dairemizce değer kaybının belirlenmesi hususunda esas alınan, aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş 2.el piyasa değeri ile kazadan sonra onarılmış haldeki 2.el piyasa değeri arasındaki fark kriterine uyulmaksızın hesaplama yapılarak sağlanmıştır. Bilirkişi raporunda belirtilen yöntemle değer kaybının tespit olunduğu rapora dayalı olarak hüküm kurulamaz.
Bu durumda mahkemece aracın modeli, markası, özellikleri, hasarı, yapılan onarım işlemleri, kilometresi, olay tarihindeki yaşı, davacı tarafın iddiaları, davalının savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek aracın kaza öncesi hasarsız ikinci el piyasa rayiç değeri ile kaza meydana geldikten ve tamir edildikten sonraki ikinci el piyasa rayiç değeri arasındaki farka göre değer kaybının zararının belirlenmesi, meydana gelebilecek çelişkilerin giderilmesi yönünden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık yeni bir rapor alınması ondan sonra dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek, denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınıp, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Davacı, tarafça kazanç kaybı talebinde bulunulmuştur. Davacı taraf aracı ile nakliyecilik işi yaptığını belirtmiş, mahkemece davacının defter ve belgeleri, vergi kayıtları istenmek suretiyle kazanç kaybı ile ilgili inceleme yapılarak, bilirkişi tarafından kazanç kaybı miktarı belirlenmiş olmasına rağmen, mahkemece kazanç kaybına yönelik istemin soyut verilere dayanmadığı gerekçesi ile reddedilmiş olması da isabetli bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenler ile davacı vekilinin manevi tazminata yönelik yapılan temyiz itirazının miktar yönünden REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davacının diğer temyiz itirazının reddine, (3) numaralı bentte açıklanan nedenler ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile verilen hükmün BOZULMASINA…

TRAFİK, İŞ KAZASINDA GÖREVLİ MAHKEME  İŞ MAHKEMESİDİR.

..5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun birinci maddesi uyarınca; İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan, hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde İş Mahkemeleri kurulur. Bu tür davalara iş mahkemelerince bakılır. İş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki bu davalara, o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından bu kanundaki esas ve usullere göre bakılır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re’sen) dikkate alınması zorunludur. Somut olayda, müteveffa davalı ….’nin işçisi olup kaza, yolcu taşımacılığı yapılırken otobüsün aynı yönde ve orta şeritte seyreden kamyonun arka sol köşesinden çarpması suretiyle meydana gelmiştir. Davacılar, desteğin … Turizm Seyahat A.Ş.’de servis memuru olarak çalıştığını belirterek … Turizm Seyahat A.Ş.’nin işveren sıfatıyla sorumlu olduğunu ileri sürmüştür.
Meydana gelen trafik kazası, destek yönünden bir iş kazası olup uyuşmazlık iş hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda mahkemece, İş Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek davanın İş Mahkemesi sıfatıyla görülmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

 

  1. Vazife Malullüğü (Maaş Bağlama Davaları)      

Vatan savunmasında şahadet şerbetini yudumlayanların dini ve vicdani bakımdan şehit olduğuna elbette ki hiçbir şüphe yoktur. Fakat zaman zaman kamuoyunda ŞEHİT OLDU yada ŞEHİT SAYILMADI şeklinde değerlendirmelerle karşılaşabilirsiniz. Bu değerlendirmeler ne anlama gelmektedir sorusunu açıklamak isteriz:

Mevcut kanunlarımızda hukuken kimlerin şehit yada gazi sayılıp kimlerin  sayılmayacağı hususunda net bir tanımlama yapılmamıştır. Kanunlarımızca şehit yahut gazi sayılanların genelde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yahut Sosyal Güvenlik Kurumu kabul etmediğinde mahkeme kararıyla haklarında vazife malullüğü aylığı bağlananlar olduğu anlaşılmaktadır. Yani şehit sayıldı dendiğinde yada gazi sayıldı şeklinde bir haber gördüğünüzde düşünülmesi gereken 5534-5510 sayılı kanunlar  ile 2330 yahut 3713 sayılı kanunlar gereği haklarında vazife malullüğü hükümleri uygulananlar olarak algılanmalıdır. Şehit sayılmadı yada gazi sayılmadı şeklinde işittiklerimizi haklarında vazife malullüğü hükümleri uygulanmayanlar yani kendilerine yada yakınlarına maaş bağlanmayanlar olarak algılamalıyız.

Vazife malullüğü ne demektir sorusuna cevaben ise yine 5434 sayılı kanun 45.Maddesi ve bu maddenin yerine yürürlüğe giren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 47. Maddesini göstermek gerekmektedir. Bu kanun maddesine göre ’’ Sigortalıların vazifelerini yaptıkları sırada veya vazifeleri dışında idarelerince görevlendirildikleri herhangi bir kamu idaresine ait başka işleri yaparken bu işlerden veya kurumlarının menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken ya da idarelerince sağlanan bir taşıtla işe gelişi ve işten dönüşü sırasında veya iş yerinde meydana gelen kazadan doğmuş olursa buna vazife malullüğü bunlara uğrayanlara da vazife malulü denir.’’ şeklindedir.

Yani askerlik yahut kolluk görevi özelinde değerlendirilecek olursa askerlik görevini veya kolluk görevini icra ederken görevinin neden ve tesiri ile malul hale gelenlere vazife malulü denmekte ve bunu hak edenlere de aylık bağlanmaktadır.

Yukarıda saydığımız kanun maddeleri bağlanacak vazife malullüğü aylığının nitelik ve çeşitlerini göstermektedir. Yine toplumsal hayatta terör gazisi iç güvenlik şehidi gibi tanımlamalara şahit olunmaktadır. Bu tanımlamalar da ilgilisine bağlanan aylığın düzenlendiği kanun maddesi ile ilgilidir. Örneğin terörle mücadelede yaralanan ve malul hale gelen bir askere bağlanacak aylığın 3713 sayılı kanun maddesi uyarınca bağlanması gerekmektedir. Yine iç güvenlik asayiş faaliyeti sırasında yaralanan polise bağlanması gereken aylık 2330 sayılı kanun gereğidir.

Bu nedenle yakınımızda yahut çevremizde yaşanan olaylar değerlendirilirken bu çerçevede bir değerlendirme yapmak vazife malullüğünü kavramak şehitlik ve gazilik tanımının karşılığının ne olduğunu anlamak açısından faydalı olacaktır.

Sosyal Güvenlik Kurumu yukarıda bahsettiğimiz kanun maddelerinin değerlendirmesinde kanaatimizce zaman zaman hataya düşmekte ve olumsuz neticeye ulaşmaktadır. Bunun üzerine hak sahiplerine bir dava açma süresi doğmakta ve bu süreyi kullanmaları gerekmektedir. Sürenin geçmesiyle birlikte bu hakkın kullanılmasından vazgeçilmiş sayılacağını hatırlatmayı görev bilmekteyiz. Bu anlamda şehit sayıldı yahut gazi sayıldı şeklinde çıkan haberleri ve duyduklarımızı mahkeme kararıyla bu hakkı elde edenler olarak algılarsak yanılmamış oluruz.

Bu anlamda duyduklarımızı değerlendirirken bu tespitlerden yola çıkılmalı ; her olay kendi içerisinde mütalaa edilmeli ve şehitlik yada gazilik hususları ile ilgili hukuki girişimde bulunulmadan önce uğranılan zararların telafisi ve olası hak kayıplarının önlenmesi açısından hukuki yardım alınmalıdır.

  1. Tam Yargı Davaları (Askeri ve İdari Tazminat Davaları)

 Bilindiği üzere tam yargı davası; idarenin herhangi bir işlemi, eylemi veya ihmali nedeniyle zarara uğrayan kişinin maddi ve manevi zararının tazmini amacıyla başvurulan  idari dava yoludur.  Niteliği itibari ile anlaşılır olması açısından  idareler aleyhine açılan   tazminat davaları olarak kısa bir tanımlama yapılabilir.

Asayiş ve güvenlik görevini ifade ederken kışla içerisinde ya da görev sırasında, operasyonda ölen veya yaralananların açacağı tazminat davaları tam yargı davasıdır. Bu davalar  Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevinin sona ermesiyle birlikte artık tamamen idari yargıda görülmektedir.

Anayasamızın 125. Maddesi “ İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.’’ Şeklindeki amir hükmünden yola çıkarak idareye atfedilebilir her türlü hizmet kusuru yahut kusursuz sorumluluk çerçevesinde uğranılan zarar dava yoluyla giderilmelidir.

İdarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluğu başlıkları altında incelenmektedir.

Tam yargı tazminat davasına konu olabilecek hallere ilişkin bazı durumlar ve kapsamları şu şekildedir:

Elbette bu örnekler sınırlı olarak verilmişse de bu örneklerin fazlası sosyal hayatta karşımıza çıkmaktadır.

İdare aleyhine açılan davalarda uğranılan zarar ile orantılı  olarak tazminat talep edilmesi gerekmektedir.

Bu anlamda tazminat hakları olduğunu düşünen POLİS, SUBAY,ASTSUBAY,UZMAN ÇAVUŞ,SÖZLEŞMELİ ER YADA ERLER, GÜVENLİK KORUCULARININ GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRİRKEN YAŞADIKLARI OLAYLAR İLE İLGİLİ OLARAK kanunda yazılı süreleri geçirmeksizin askeri dava departmanımız ile iletişim kurmaları önem arz etmektedir.

HEM VAZİFE MALULLÜĞÜ (ŞEHİTLİK GAZİLİK MAAŞLARI) HEM DE TAZMİNAT DAVALARI KONUSUNDA HEM BASINDA YER ALAN HABERLERİMİZ HEM DE KAZANDIĞIMIZ EMSAL DAVALARI SİTEMİZDEN İNCELEYEBİLİRSİNİZ.

Vatan toprağını namus bilip can veren şehitlerimize ve askerlik ocağını peygamber ocağı gören gazilerimize selam olsun…

İyi ki varsınız..

Dualarımız her daim sizlerle..

Emsal Kararlar

VAZİFE MALULLÜĞÜ

ASKERDE GEÇİRDİĞİ RAHATSIZLIK NEDENİ İLE YÜRÜME YETİSİNİ KAYBEDEN ASKER, 18 YIL SONRA GAZİ SAYILDI.

2005 yılında askerlik vazifesi esnasında geçirdiği enfeksiyonun beyninde tutulum yapması sebebi ile yürüme yetisini kaybederek tekerlekli sandalye ile hayatına devam eden asker, 18 yıl aradan sonra Avukat Serpil ÖZTÜRK tarafından başlatılan hukuki mücadele neticesinde GAZİ KABUL EDİLDİ. İdare mahkemesi kararı akabinde vazife malullüğü maaşı bağlanan askerin ayrıca vazife malullüğü statüsünün getirdiği tüm haklardan faydalanması sağlandı.

ASKERDE GEÇİRDİĞİ KAZA NEDENİ İLE GÖRME YETİSİNİ KAYBEDEN ASKER, 48 YIL SONRA GAZİ SAYILDI.

1976 yılında askerlik görevinin ifası sırasında yaşadığı kaza neticesinde görme yetisini kaybeden asker , 48 yıl aradan sonra gazi sayıldı ve İdare Mahkemesi kararıyla tarafına vazife malullüğü maaşı bağlandı.

GÖREVİ SIRASINDA UĞRADIĞI SİLAHLI SALDIRIDA VEFAT EDEN GARDİYAN ŞEHİT SAYILDI.

2013 yılında göreve giderken silahlı saldırıya uğrayan gardiyan 10 yıl aradan sonra Avukat Serpil Öztürk tarafından başlatılan hukuki süreç neticesinde ŞEHİT SAYILDI. Hak sahibi olan anne ve babasına 10 yıl sonra vazife malullüğü aylığı bağlanarak şehit yakınlarına sağlanan haklardan faydalanmaları sağlandı.

SİLAH KAZASI NEDENİ İLE VEFAT EDEN POLİS, 37 YIL SONRA ŞEHİT SAYILDI.

1987 tarihinde görevlendirildiği operasyon sırasında yaşadığı ateşli silah kazası neticesinde vefat eden polis memurunun şehit sayılması için kızı tarafından Avukat Serpil ÖZTÜRK’e başvurması üzerine başlatılan hukuki süreç neticesinde vefat eden polis memuru 37 yıl sonra ŞEHİT SAYILDI. İdare Mahkemesi kararı akabinde kızı şehit yakını haklarından faydalandı.

42 YIL ÖNCE ASKERDE GEÇİRDİĞİ MENENJİT NEDENİ İLE VEFAT EDEN ASKER ŞEHİT SAYILDI.

1982 yılında askerlik vazifesi sırasında yakalandığı MENENJİT nedeni ile vefat eden askerin oğlu tarafından Avukat Serpil ÖZTÜRK’e başvurması üzerine başlatılan hukuki süreç neticesinde vefat eden asker  42 yıl sonra ŞEHİT SAYILDI. İdare Mahkemesi kararı akabinde oğlu şehit yakını haklarından falyandı.

ÖLÜM NEDENİ TESPİT EDİLEMEYEN ASKER BAŞLATILAN HUKUKİ MÜCADELE NETİCESİNDE ŞEHİT SAYILDI.

2015 yılında askerlik görevini ifa sırasında vefat eden ve ölüm nedeni tam olarak tespit edilemeyen askerin şehit sayılması amacı ile başlatılan hukuki mücadele neticesinde olumlu sonuçlandı ve 9 yıl aradan sonra ŞEHİT SAYILAN askerin ailesine vazife malullüğü maaşı bağlandı.

VAZİFESİ ESNASINDA GEÇİRDİĞİ ENFEKSİYON SEBEBİ İLE VEFAT EDEN ASKER ŞEHİT SAYILDI.

Askerlik vazifesi esnasında 2018 yılında yakalandığı üst solunum yolu enfeksiyonu nedeni ile vefat eden askerin ailesi tarafından başlatılan hukuki süreç neticesinde 7 yıl sonra ASKER ŞEHİT SAYILDI. Hak sahibi olan eşine ve annesine vazife malullüğü maaşı bağlandı ve ailenin şehit yakını haklarından faydalanması sağlandı.

GÖREV YERİNDEKİ ARAZİ ŞARTLARINA BAĞLI KAZA GEÇİREREK YARALANAN ASKER 9 YIL SONRA GAZİ SAYILDI.

2016 yılında katıldığı operasyonda arazi şartları nedeni ile yaralanarak malul hale gelen asker  9 yıldır süregelen hukuk mücadelesi akabinde TERÖR GAZİSİ sayıldı ve tarafına vazife malullüğü aylığı bağlanarak vazife malullüğü haklarından faydalandı.

ASKERLİK GÖREVİ SIRASINDA SOLUNUM YOLLARINDAN RAHATSIZLANAN VE SONUCUNDA KALP YETMEZLİĞİ NEDENİ İLE MALUL HALE GELEN ASKER GAZİ SAYILDI.

Askerlik görevini icra ettiği sırada geçirdiği üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı olarak kalp yetmezliği  gelişen asker gördüğü tedavilere rağmen iyileşemeyerek malul hale geldi. Rahatsızlığının askerlik görevinden kaynaklandığının tespiti için başlatılan hukuki mücadele yapılan uzun tıbbi araştırmalar ve değerlendirmeler neticesinde kazanıldı ve asker gazi sayılarak tarafına vazife malullüğü aylığı bağlandı.

ASKERLİK GÖREVİ SIRASINDA AKCİĞER ENFEKSİYONUNA YAKALANIP VEFAT EDEN ASKER 25 YIL SONRA ŞEHİT KABUL EDİLDİ.

1997 yılında askerlik görevini yapmakta iken rahatsızlanan ve yanlış teşhis konulan askerin tüberküloz nedeni ile vefat ettiğine ilişkin belgenin ortaya çıkması ile başlatılan hukuki süreç neticesinde askerin vefatından 25 yıl sonra şehit sayılmasına karar verildi ve davacı olan anne babasına vazife malullüğü aylığı bağlandı.

40 YIL ÖNCE TRAFİK KAZASINDA VEFAT EDEN ASKER ŞEHİT KABUL EDİLDİ.

1983 yılında askerlik vazifesini ifa ettiği sırada yaşanan trafik kazasında vefat eden askerin annesi 40 yıl sonra başlattığı hukuki mücadeleyi kazandı ve oğlu şehit sayıldı. Ankara İdare Mahkemesi tarafından verilen karar neticesinde davacı anneye oğlunun vefatından 40 yıl sonra vazife malullüğü aylığı bağlandı.

1947 yılında Şanlıurfa’da ifa ettiği askerlik görevi sırasında bulaşıcı hastalığa yakalanarak
vefat eden askerin şehit (vazife malulü) sayılması için Avukat Serpil ÖZTÜRK tarafından yürütülen hukuki süreç sonunda müteveffa idare mahkemesi kararı ile şehit (vazife malulü) kabul edildi. 74 YIL aradan sonra şehit sayılan müteveffanın askere gittiği sırada yeni doğmuş olan kızı Rabia Hanım’a  şehit maaşı bağlandı. Şehidin ailesi idare mahkemesi kararı ile başta şehitlik  aylığı olmak üzere birçok hakka sahip oldu.

Askerlik görevi sırasında üstleri ve diğer arkadaşları tarafından uğradığı fiziksel ve psikolojik şiddet nedeni ile
hayatına son veren askerin ailesi oğullarının  şehit sayılması için Avukat Serpil ÖZTÜRK’e başvurdu. Öztürk’ün başlattığı hukuki süreç sonunda idare mahkemesi vefat eden askerin şehit sayılmasına karar verdi. Karar neticesinde aileye şehitlik maaşı bağlandı ve vazife malullüğü statüsü nedeni ile birçok hak kazanıldı.

1984 yılında İstanbul’da askerlik görevini ifa etmekte iken yakalandığı tüberküloz nedeni ile
vefat eden askerin eşi başlattığı hukuki mücadeleyi kazandı. Eşinin şehit sayılması için Avukat Serpil ÖZTÜRK’e başvuran Keziban  Hanıma süreç sonunda idare mahkemesi kararı neticesinde şehitlik maaşı bağlandı. 37 yıl aradan sonra şehit sayılan askerin ailesi idare mahkemesi kararı neticesinde şehitlikten doğan haklarına kavuştu.

Bilecik’te askerlik görevini yapmakta iken 2006 yılında midesinden rahatsızlanarak
vefat eden asker 15 yıl sonra şehit sayıldı. Vefat eden askerin ailesi oğullarının şehit sayılabilmesi için Avukat Serpil ÖZTÜRK’e başvurdu. Öztürk tarafından yürütülen süreç sonunda idare mahkemesi vefat eden askerin şehit olduğuna karar verdi ve ailesine şehitlik maaşı bağlandı.

Gaziantep’te ifa ettiği askerlik vazifesi esnasında arkadaşının silahından çıkan kurşun nedeni ile
vefat eden askerin ailesi hukuki mücadelesini kazandı. Avukat Serpil ÖZTÜRK’ün başlattığı hukuki süreç sonunda idare mahkemesi kararı ile şehit sayılan askerin ailesine şehit maaşı bağlandı.

ASKER DE İKEN TÜBERKÜLOZA YAKALANAN ASKER, GAZİ SAYILDI.

Askerlik görevini yaparken rahatsızlanan ve tüberküloz teşhisi konulan davacı rahatsızlığının  askerlik görev ve tesirinden kaynaklandığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi’nde açtığı davayı kazandı. İdare Mahkemesi, davacının rahatsızlığı ile askerlik görevi arasında nedensellik bağı kurdu ve davacı GAZİ kabul edilerek tarafına vazife malullüğü aylığı bağlanmasına karar verildi.

NÖBETTE ARKADAŞI TARAFINDAN VURULAN ASKER ŞEHİT KABUL EDİLDİ.

Davacılar tarafından oğullarının askerlik görevini yaparken nöbet değişimi sırasında arkadaşının silahından çıkan kurşunla vefat etmesi olayının, İdare Mahkemesi’nin yaptığı yargılama sonucunda askerlik görevi nedeniyle meydana geldiğine karar verildi. Vefat eden asker bu karar ile ŞEHİT kabul edildi ve davacı aileye maaş bağlandı.

ASKERLİK GÖREVİ ESNASINDA HEPATİT-B (SARILIK) TEŞHİSİ KONULAN ASKER GAZİ SAYILDI.

Sağlam raporu alarak askerlik görevine başlayan ve askerlik görevinin ilerleyen sürecinde Hepatit-B (sarılık) teşhisi konulan davacı, rahatsızlığının askerlik görevi nedeniyle meydana geldiğinden bahisle gazi sayılması için İdare Mahkemesi’nde dava açtı. İdare Mahkemesi, yaptığı inceleme neticesinde davacının maluliyetine sebep olan rahatsızlığın askerlik görev ve tesiriyle meydana geldiğine karar verdi ve davacı GAZİ sayıldı. Gazi sayılan davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vazife malullüğü aylığı bağlandı.

ASKERLİK YAPTIĞI SIRA DA YAKALANDIĞI TÜBERKÜLOZ HASTALIĞI NEDENİYLE VEFAT EDEN ASKER, 50 YIL SONRA ŞEHİT SAYILDI.

Davacı, babasının 50 yıl önce askerlik görevini ifa ederken yakalandığı tüberküloz nedeniyle şehit sayılması için açtığı davayı kazandı. İdare Mahkemesi davacının babasının yakalandığı tüberküloz hastalığına , askerlik görevinin etkisiyle yakalandığına ve bu nedenle şehit sayılmasına karar verdi. Verilen karar ile birlikte müteveffa 50 yıl sonra ŞEHİT sayıldı ve davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından maaş bağlandı.

GÖREVİ SIRASINDA TRAFİK KAZASI GEÇİREN POLİS, 26 YIL SONRA 2330 SAYILI KANUN KAPSAMINDA GAZİ KABUL EDİLDİ.

Emniyet Müdürlüğü’nde Polis Memuru olarak görev yapmakta iken intibak atışı yapmak üzere atış poligonuna gittiği sıra da trafik kazası geçiren davacı, kaza nedeniyle malul hale geldiğinden bahisle 2330 Sayılı Kanun kapsamında gazi sayılması için açtığı davayı kazandı. İdare Mahkemesi, davacının geçirdiği trafik kazasının 2330 Sayılı kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar verdi ve bu nedenle malul hale gelen davacı 26 YIL sonra iç güvenlik gazisi kabul edildi.

ASKERLİK GÖREVİNİ YAPTIĞI SIRA DA YAKALANDIĞI TÜBERKÜLOZ RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE VEFAT EDEN ASKER, 34 YIL SONRA ŞEHİT SAYILDI.

Davacılar, murislerinin askerlik görevini yapmakta iken askerlik şartları nedeniyle yakalandığı tüberküloz hastalığından vefat etmesi olayının, askerlik görev ve tesiriyle meydana geldiğinin tespit edilerek murislerinin şehit sayılması için İdare Mahkemesinde dava açtı. İdare Mahkemesi 34 YIL önce, askerlik görevini yaparken tüberküloz rahatsızlığına yakalanan ve vefat eden askerin, vefatın askerlik görevinin etkisiyle meydana geldiğine ve vefat eden askerin ŞEHİT sayılmasına karar verdi. Şehit sayılan askerin ailesine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vazife malullüğü aylığı bağlandı.

ASKERDE İNTİHAR EDEN ASKER ŞEHİT SAYILDI.

Askerlik görevini ifa etmekte iken intihar eden askerin kardeşi, intihar olayının askerlik görevinin sebep ve tesiriyle meydana geldiğinden bahisle kardeşinin şehit sayılması için İdare Mahkemesi’nde açtığı davayı kazandı. İdare Mahkemesi yaptığı yargılama neticesinde, dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda intihar olayı ile askerlik görevi arasında illiyet bağı kurdu ve intihar eden askerin ŞEHİT sayılmasına karar verdi.

ASKERLİK GÖREVİ ESNASINDA RAHATSIZLANARAK VEFAT EDEN ASKER ŞEHİT SAYILDI.

Sağlam raporu alarak askerlik görevine başlayan ve hazır kıta faaliyeti akabinde rahatsızlanarak vefat eden askerin ailesi, oğullarının vefatına sebep olan rahatsızlığın askerlik görevi nedeniyle meydana geldiğinden bahisle oğullarının şehit kabul edilmesi için İdare Mahkemesinde açtıkları davayı kazandı. Mahkeme vefat eden askerin rahatsızlığının, askerlik görevinin etkisiyle oluştuğuna ve bu nedenle askerin ŞEHİT sayılması gerektiğine karar verdi. Oğlu şehit sayılan aileye Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vazife malullüğü aylığı bağlandı.

ASKERDE YAŞADIĞI TERÖR SALDIRISI NEDENİYLE POST TRAVMATİK STRES BOZUKLUĞU TEŞHİSİ KONULAN ASKER, 25 YIL SONRA TERÖR GAZİSİ SAYILDI.

Askerlik görevini yaparken bölücü terör örgütü mensuplarının düzenlediği saldırı sonrası post travmatik stres bozukluğu teşhisi konulan davacı, terör gazisi sayılması için İdare Mahkemesinde açtığı davayı kazandı.Davacının maluliyetine sebep olan rahatsızlığın klinik seyrinin incelenmesi ile, rahatsızlığın askerlik sebep ve tesiriyle meydana geldiğine karar veren İdare Mahkemesi, 25 YIL sonra davacının terör gazisi sayılmasına karar verdi. Karar ardından davacıya  Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 3713 Sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlandı.

SAĞLAM RAPORU İLE ASKERLİK GÖREVİNE BAŞLAYAN VE RAHATSIZLANARAK VEFAT EDEN ASKER, ŞEHİT SAYILDI.

Sağlam raporu alarak askerlik görevine başlayan askerin, askerlik görevi sırasında koğuşta aniden rahatsızlanarak vefat etmesi olayı akabinde, askerin şehit sayılması için ailesi tarafından İdare Mahkemesinde dava açıldı. İdare Mahkemesi yargılama sürecinde, mevcut bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi neticesinde vefata sebep olan rahatsızlığın askerlik görev ve tesiriyle meydana geldiğine karar vererek, askerin ŞEHİT sayılmasına karar verdi.

ASKERLİK GÖREVİNİ İFA ETTİĞİ SIRA DA GEÇİRDİĞİ MİDE RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE VEFAT EDEN ASKER,İDARE MAHKEMESİ KARARIYLA ŞEHİT SAYILDI.

Sağlam raporu alarak askerlik görevine başlayan asker, askerlik görevini ifa ederken mide rahatsızlığı geçirmiş ve rahatsızlığı nedeniyle vefat etmiştir. Davacı aile tarafından, oğullarının geçirdiği rahatsızlığın askerlik görev ve tesiriyle meydana geldiğinin tespiti ile askerin şehit sayılması için İdare Mahkemesinde dava açıldı. İdare Mahkemesi yaptığı yargılama neticesinde, askerin vefatı ile askerlik görevi arasında illiyet bağı bulunduğuna karar vererek vefat eden askerin ŞEHİT sayılmasına karar verdi.

ASKERDE İKEN GEÇİRDİĞİ AKCİĞER ENFEKSİYONU NEDENİYLE VEFAT EDEN ASKER 31 YIL SONRA ŞEHİT SAYILDI.

Askerlik görevini yaptığı sırada akciğer enfeksiyonu geçiren ve kurtarılamayarak vefat eden askerin eşi, eşinin vefatına sebep olan rahatsızlığın askerlik görevinin etkisiyle meydana geldiğinden bahisle eşinin şehit sayılması için İdare Mahkemesinde açtığı davayı kazandı. Mahkeme vefat eden askerin yakalandığı akciğer enfeksiyonu ve enfeksiyona bağlı gelişen komplikasyonların askerlik görevinin sebep ve tesiriyle meydana geldiğine karar vererek vefat eden askeri ŞEHİT saydı. 31 YIL aradan sonra şehit sayılan askerin eşine, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vazife malullüğü aylığı bağlandı.

İÇ KANAMA NEDENİYLE VEFAT EDEN ASKER, İDARE MAHKEMESİ TARAFINDAN ŞEHİT KABUL EDİLDİ.

Askerlik görevine sağlam raporu alarak başlayan ve askerlik görevi sürecinde rahatsızlanan asker iç kanama nedeniyle vefat etti. Ailesi tarafından ölüm olayının askerlik görevinin etkisiyle meydana geldiğinden bahisle şehit sayılması için İdare Mahkemesinde dava açıldı. İdare Mahkemesi dosyadaki deliller ile belgelerin incelenmesi neticesinde askerin ŞEHİT sayılmasına karar verdi. Şehit sayılan askerin ailesine Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vazife malullüğü aylığı bağlandı.

ASKERDE YAKALANDIĞI MENENJİT NEDENİYLE VEFAT EDEN ASKER, 30 YIL SONRA  İDARE MAHKEMESİ TARAFINDAN ŞEHİT KABUL EDİLDİ.

Askerlik görevini yaptığı sırada menenjit geçiren ve kurtarılamayarak vefat eden askerin ailesi, oğullarının vefatına sebep olan rahatsızlığın askerlik görevinin etkisiyle meydana geldiğinden bahisle oğullarının şehit sayılması için İdare Mahkemesinde açtığı davayı kazandı. Mahkeme vefat eden askerin yakalandığı menenjitin askerlik görevinin sebep ve tesiriyle meydana geldiğine karar vererek vefat eden askeri ŞEHİT saydı. 30 YIL aradan sonra şehit sayılan askerin ailesine, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından vazife malullüğü aylığı bağlandı.

ASKERLİK GÖREVİ ESNASINDA ARKADAŞI TARAFINDAN VURULAN ASKER ŞEHİT KABUL EDİLDİ.

Davacılar tarafından oğullarının askerlik görevini yaparken arkadaşının silahından çıkan kurşunla vefat etmesi olayının, yargılama sonucunda askerlik görevi nedeniyle meydana geldiğine karar verildi. Vefat eden asker bu karar ile ŞEHİT kabul edildi ve davacı aileye vazife malullüğü aylığı bağlandı.

TAZMİNAT DAVALARI

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA GAZİ OLAN UZMAN ÇAVUŞUN AİLESİ İÇİN 225.000 TL (İKİ YÜZ YİRMİ BEŞ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLDİ.

Terörle Mücadele Faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda gazi olan uzman çavuşun ailesi, uğradıkları manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesi’nde dava açma haklarını kullandı. Yapılan yargılama neticesinde, gazinin maluliyeti de göz önünde bulundurularak, davacı aileye 225.000 TL (İki Yüz Yirmi Beş Bin Türk Lirası) manevi tazminat  ödenmesine karar verildi.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA BAŞLATILAN HAREKATTA YARALANARAK GAZİ OLAN UZMAN ÇAVUŞA 100.000 TL (YÜZ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

Yurtdışında Terörle Mücadele Faaliyetleri kapsamında başlatılan harekatta yaralanarak malul hale gelen gazi, çektiği acıya istinaden uğradığı manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. Yapılan yargılama neticesinde davacının yaşadıkları ve maluliyeti de dikkate alınarak, İdare Mahkemesince 100.000 TL (Yüz Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine hükmedildi.

ASKERDE İNTİHAR EDEN ASKERİN AİLESİ İÇİN MADDİ- MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

Askerlik görevini ifa ederken intihar ederek vefat eden askerin ailesi, oğullarının vefatının idarenin hizmet kusuru nedeniyle meydana geldiğinden bahisle, taraflarına maddi-manevi tazminat ödenmesi istemiyle İdare Mahkemesi’nde dava açtılar. Mahkeme yargılama sürecinde, dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler ile yaptığı inceleme neticesinde davacılar oğlunun askerlik görevinin nedeniyle intihar ettiğine , ölüm olayında idarenin kusuru bulunduğuna, bu nedenle de davacı aile maddi-manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA YURTDIŞINDA YÜRÜTÜLEN HAREKATTA ŞEHİT OLAN UZMAN ÇAVUŞUN AİLESİNE, 250.000 TL (İKİ YÜZ ELLİ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERDİ.

Terörle Mücadele Faaliyetleri kapsamında yurtdışında yürütülen harekatta şehit olan uzman çavuşun ailesi, çektikleri acıya istinaden uğradıkları manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. Açılan davanın yargılama süreci sonunda İdare Mahkemesi davacı aile için 250.000 TL (İki Yüz Elli Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA GAZİ OLAN UZMAN ÇAVUŞ VE AİLESİ İÇİN, 445.000 TL (DÖRT YÜZ KIRK BEŞ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

İç Güvenlik Faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda bölücü terör örgütü mensuplarının tuzakladığı EYP’nin patlatılması ile yaralanan ve malul hale gelen gazi ile ailesi, yaşadıkları zorluklara ve çektikleri acıya istinaden uğradıkları manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesi’nde dava açtılar. Mahkeme yargılama süreci sonrası, olayın mahiyeti ile davacı gazinin maluliyetini de dikkate alarak, davacılara 445.000 TL (Dört Yüz Kırk Beş Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

TERÖRLE MÜCADELE KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN OPERASYONDA ŞEHİT DÜŞEN ASKERİN AİLESİ İÇİN 300.000 TL (ÜÇ YÜZ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLDİ.

Terörle mücadele faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda, bölücü terör örgütü mensuplarının açtığı taciz ateşi sebebiyle şehit olan askerin ailesi, manevi tazminat hakkı kapsamında İdare Mahkemesinde dava açtı. Yapılan yargılama süreci sonunda, olayın meydana geliş şekli ile şehidin davacılar ile yakınlığı dikkate alınarak, davacı aileye 300.000 TL (Üç Yüz Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verildi.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARI İLE ÇIKAN ÇATIŞMADA ŞEHİT OLAN ASKERİN EŞİNE 100.000 TL (YÜZ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

Görev yaptığı operasyon esnasında, bölücü terör örgütü mensupları ile girilen çatışmada şehit düşen uzman çavuşun eşi, yaşadığı acıya istinaden uğradığı manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. İdare

Mahkemesi yargılama neticesinde, şehidin eşine 100.000 TL (Yüz Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA, BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ MENSUPLARININ DÜZENLEDİĞİ SALDIRIDA ŞEHİT OLAN ASKERİN AİLESİNE 380.000 TL (ÜÇ YÜZ SEKSEN BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

Görev yaptığı operasyon esnasında, bölücü terör örgütü mensupları ile girilen çatışmada şehit düşen uzman çavuşun ailesi, şehidi kaybetmenin acısına istinaden uğradıkları manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. İdare Mahkemesi yargılama neticesinde, davacıların şehit ile olan yakınlıkları ile olayın meydana geliş şeklini de dikkate alarak davacı aileye  380.000 TL (Üç Yüz Seksen Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

TERÖRLE MÜCADELE KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN OPERASYONDA GAZİ OLAN ASKER VE AİLESİNE 175.000 TL (YÜZ YETMİŞ BEŞ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

   Terörle Mücadele Faaliyetleri kapsamında yurtiçinde yürütülen operasyonda, bölücü terör örgütü mensuplarınca daha önceden döşenen EYP’nin patlatılması sonucu gazi olan uzman onbaşı ve ailesi, yaşadıkları manevi yıpranmanın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. İdare Mahkemesi olayın meydana geliş şekli ile gazinin maluliyet oranını da dikkate alarak, davacılara 175.000 TL (Yüz Yetmiş Beş Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN OPERASYONDA ŞEHİT OLAN ASKERİN AİLESİNE 300.000 TL(ÜÇ YÜZ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

Bölücü terör örgütü mensuplarına karşı yürütülen operasyonda, çıkan çatışmada şehit düşen Jandarma Astsubay’ın ailesi, yaşadıkları büyük kaybın ve çektikleri acıya istinaden uğradıkları manevi zararın tazmini için manevi tazminat davası açma haklarını kullandılar. İdare Mahkemesi yürütülen operasyonun mahiyeti, olayın oluş şekli ve davacıların şehit ile olan yakınlık ilişkisini de dikkate alarak davacılara 300.000 TL (Üç Yüz Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜNE KARŞI YÜRÜTÜLEN OPERASYONDA ŞEHİT OLAN UZMAN ÇAVUŞUN AİLESİNE 300.000 TL(ÜÇ YÜZ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ.

Davacılar murisi Jandarma Uzman Çavuşun, terör örgütüne karşı yürütülen operasyonda çıkan çatışmada şehit olması nedeniyle davacı aile yaşadıkları manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. İdare Mahkemesi yargılama neticesinde ailenin yaşadığı üzüntünün ve uğradıkları büyük yıkımın dikkate alınması ile davacılara 300.000 TL (Üç Yüz Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN OPERASYONDA ŞEHİT DÜŞEN UZMAN ÇAVUŞUN AİLESİ İÇİN 300.000 TL(ÜÇ YÜZ BİN TÜRK LİRASI) MANEVİ TAZMİNATA HÜKMEDİLDİ.

Terörle Mücadele Faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda, bölücü terör örgütü mensuplarınca daha önceden tuzaklanan EYP’nin patlatılması sonucu şehit olan Uzman Çavuşun ailesi, çektikleri ızdırap ve verdikleri büyük kayıp nedeniyle uğradıkları manevi zararın tazmini için İdare Mahkemesinde dava açtı. İdare Mahkemesi yapılan yargılama neticesinde davacı aileye 300.000 TL (Üç Yüz Bin Türk Lirası) manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

684 SAYILI KHK EMSALLERİ

İDARE MAHKEMESİ ASKERİ OPERASYONDA YARALANAN FAKAT MALUL SAYILMAYAN ASKERİN 684 SAYILI KHK KAPSAMINDA GAZİ OLDUĞUNA KARAR VERDİ.

Askerlik görevini yapmakta iken terörle mücadele faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda yaralanan asker, yaralanmasının mahiyeti nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından malul sayılmadı. 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na 684 SAYILI KHK ile eklenen 3. Madde kapsamında gazi olmak için tekrar başvuruda bulunarak dava açan davacı İdare Mahkemesi kararı ile GAZİ sayıldı. Gazi sayılan davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından maaş bağlandı.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN OPERASYONA GİDERKEN GEÇİRDİĞİ TRAFİK KAZASINDA YARALANAN ASKER, 684 SAYILI KHK KAPSAMINDA GAZİ SAYILDI.

Askerlik görevi esnasında terörle mücadele faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyona intikal ettiği sırada askeri araç ile kaza yapan fakat yaralanması nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından malul Kabul edilmeyen asker 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na 684 Sayılı KHK ile eklenen 3. Madde kapsamında gazi olmak için tekrar başvuruda bulunarak dava açtı. İdare Mahkemesi yürütülen yargılama süreci sonunda davacının 684 SAYILI KHK kapsamında GAZİ olduğuna karar verdi.

ASKERDE GEÇİRDİĞİ YARALANMA NEDENİYLE MALUL SAYILMAYAN ASKER, 23 YIL SONRA 684 SAYILI KHK KAPSAMINDA GAZİ SAYILDI.

Askerlik görevi esnasında , terörle mücadele faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda yaralanan fakat Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından malul sayılmayan davacı, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na 684 Sayılı KHK ile eklenen 3. Madde kapsamında gazi olmak için başvuruda bulunarak dava açtı. Açılan dava sürecinde, yapılan inceleme sonucunda İdare Mahkemesi davacının 684 SAYILI KHK kapsamında GAZİ sayılmasına karar verdi. Gazi sayılan davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aylık bağlandı.

TERÖRLE MÜCADELE FAALİYETLERİ KAPSAMINDA YÜRÜTÜLEN OPERASYONDA YARALANAN FAKAT MALUL SAYILMAYAN ASKER, 24 YIL SONRA İDARE MAHKEMESİ TARAFINDAN 684 SAYILI KHK KAPSAMINDA GAZİ KABUL EDİLDİ.

Askerlik görevini icra ettiği sırada terörle mücadele faaliyetleri kapsamında yürütülen operasyonda yaralanan fakat yaralanmasının malul olmasına sebebiyet vermediğinden bahisle gazi kabul edilmeyen davacı, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na 684 Sayılı KHK ile eklenen 3. Madde kapsamında gazi olmak için başvuruda bulunarak dava açtı. Yargılama süreci sonunda, davacının 684 SAYILI KHK kapsamında GAZİ sayılmasına karar verildi. 24 YIL sonra gazi sayılan davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından aylık bağlandı.

–

EĞİTİM ATIŞINA GİDERKEN GEÇİRİLEN TRAFİK KAZASINDA VEFAT EDEN ASKER 2330 SAYILI KANUN KAPSAMINDA VAZİFE MALULÜ SAYILDI.

Dava konusu olayda, davacıların oğlunun ölüm olayının askeri aracın eğitim atışı yapmak üzere atış alanına intikal halinde olduğu sırada meydana geldiği göz önüne alındığında, güvenlik ve asayişin sağlanmasına yönelik eğitimin icra edilmesi için yürütülen faaliyet sırasında oluşan kazanın bu görevlerin neden ve etkisi ile meydana geldiği sonucuna varıldığından, davacılar murisinin ölüm olayının 2330 Sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek, davacılara 5434 Sayılı Kanun’un 72.maddesine göre aylık bağlanması gerekirken, bu konudaki başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

MALULİYET DERECESİ ARTAN GAZİNİN VAZİFE MALULLÜĞÜ DURUMUNUN ARTAN DERECESİNE İSTİNADEN YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

Dosyanın incelenmesinden; askerlik görevini yapmakta iken … tarihinde devriye görevi sırasında kaçakçılarla çıkan çatışmada ateşli silah yaralanması sonucu sakatlanan davacıya 5434 Sayılı Kanun’un 56. maddesi uyarınca … tarihinden itibaren 6. derece vazife malullüğü aylığı bağlandığı, davacı tarafından maluliyet durumunun tekrar değerlendirilerek derecesinin yükseltilmesi talebiyle yapılan başvurunun davalı idarece 5510 Sayılı Kanun’un Geçici 18. maddesinin 3.fıkrasına atıfla, maluliyetinin sürekli olduğuna karar verilen er ve erbaşların askerlik çağı dışına çıktıkları tarihe kadar yeniden muayene edilmelerini isteyebilecekleri, davacı doğum tarihi itibarıyla askerlik çağı dışına çıktığı için talebinin yerine getirilmesinin mümkün olmadığından bahisle reddi üzerine, bu işlemin iptali istemiyle açılan davada aynı gerekçe ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 5510 Sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce …. vazife malullüğü aylığı bağlanmış olan davacının talebinin aynı Kanun’un Geçici 18. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca 5434 Sayılı Kanun hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekirken, 5510 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde ve anılan işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmamıştır.

SAKATLIK ORANI ARTAN DAVACININ, ALINACAK YENİ SAĞLIK KURULU RAPORUNA GÖRE VAZİFE MALULLÜĞÜ DERECESİNİN YENİDEN TESPİT EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

Davalı idarece, … Komutanlığı emrinde J.Er olarak görevini yapmakta iken … tarihinde yaralanması üzerine hakkında …Hastanesince düzenlenen … tarihli ve …Sayılı raporun Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Sağlık Kurulunca … tarihli ve … Sayılı kararı ile incelenmesi suretiyle 5. derece malul olduğuna ve maluliyetinin sürekli olduğuna karar verilmesi üzerine davalı idarenin … tarihli ve … Sayılı işlemi ile … tarihinden itibaren 5.derece vazife malullüğü aylığı bağlandığı, davacı hakkında …İli …Hastanesi tarafından düzenlenen … tarihli ve … Sayılı sağlık kurulu raporu dikkate alınarak davacının sakatlık oranının yeniden belirlenmesi gerekirken, bu yönde bir değerlendirme yapılmaksızın, davacının ilk sağlık raporunun Sağlık Kurulunca onaylandığı … tarihinden itibaren 3 yıl içinde malullük derecesinin arttığı hususunda müracaatı bulunmadığı gerekçesiyle davacının isteminin reddi yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamıştır.

3713 SAYILI KANUN KAPSAMINDA GAZİ OLANLARIN HER TÜRLÜ ORTEZ/PROTEZ İHTİYAÇLARININ KISITLAMA OLMAKSIZIN SGK TARAFINDAN KARŞILANMASI GEREKMEKTEDİR.

3713 Sayılı Kanun kapsamına giren olaylar sebebiyle aylık bağlanan malullerin, sağlık kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları belirlenen her türlü ortez/protezin herhangi bir kısıtlama getirilmeksizin Sosyal Güvenlik Kurumu’nca karşılanması gerektiği açıkça hükme bağlandığından, 3713 Sayılı Kanun hükümleri uyarınca vazife malülü olan ve aktif yüksek enerji depolayan nitro sporcu koşu protezi kullanmasının uygun ve gerekli olduğunu …… Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden alınan sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmiş olan davacının, ödemek zorunda kaldığı  ….TL tutarındaki protez bedelinin davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

MALULİYETİN ARTMASI DURUMUNDA NAKDİ TAZMİNAT KOMİSYONUNCA BU DURUMUN DEĞERLENDİRİLEREK ARADAKİ FARKIN ÖDENMESİ GEREKMEKTEDİR.

Dava, Jandarma Genel Komutanlığı … İl Jandarma Bölük Komutanlığı emrinde Jandarma Maliye Binbaşı olarak görev yapan davacının, …. tarihinde içinde bulunduğu aracın yola döşenen mayına çarpması sonucu yaralandığı, malul olmaya neden olan vücudunda oluşan yaraların zamanla kötüleşerek sağlığının bozulduğundan bahisle …. tarihinde …Askeri Hastanesince yapılan muayene sonucu düzenlenen sağlık kurulu raporu ile sakatlık oranının arttığı, artan bu sakatlık oranına uygun olarak 2330 Sayılı kanun uyarınca tazminat verilmesi istemiyle yaptığı başvurusunun reddedilmesine ilişkin davalı idare işleminin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Kendilerine nakdi tazminat ödenen kişilerce nakdi tazminat ödendikten sonra aynı olay nedeniyle yeni bir sağlık raporu alınması veya T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce belirlenecek sakatlık derecesine göre ilk sağlık raporundaki kararın değişmesi halinde nakdi tazminatın bu duruma göre yeniden belirleneceği öngörülmüştür.

Öte yandan, davacı tarafından sakatlık oranının arttığı gerekçesiyle maluliyet derecesinin son duruma göre belirlenmesi yönünde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına yapılan başvurunun reddine ilişkin T.C. Emekli Sandığı işlemine karşı açılan davada … İdare Mahkemesi’nin kararı ile davanın reddine karar verildiği, temyiz edilen söz konusu karar üzerine Danıştay ….Dairesince E:…. K:…. Sayılı karar ile davacının maluliyetinde değişiklik meydana gelmesi durumunda, bu maluliyet derecesinin tespiti için her zaman başvuruda bulunabileceğinden kararın bozulmasına karar verildiği görülmekte olup, bu durumda, vazife malulü olan davacının, malullük oranında değişiklik olup olmadığının tespitine esas olmak üzere; Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin Ek 1. maddesi gereğince, nakdi tazminat ödendikten sonra aynı olay nedeniyle murisin ölümü nedeniyle eldeki mevcut raporlara göre belirlenecek sakatlık derecesine göre ilk sağlık raporundaki maluliyet durumunun değişmesi halinde tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerekmekte olup, davacının aynı olay sebebiyle …. Askeri Hastanesinde yapılan muayenesi sonucu …. tarihli sağlık kurulu raporu aldığı ve bu rapora göre maluliyet derecesinin artmış olduğu gözetilmeksizin, davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde ve bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

VAZİFE MALULLÜĞÜ OLMADIĞINA SONRADAN KARAR VERİLEN DAVACININ BAĞLANAN AYLIKLARININ KESİLMESİ KARARI HUKUKA UYGUN DEĞİLDİR.

Dosyanın incelenmesinden, davacının askerlik görevini yaparken … tarihinde bir er tarafından vurularak yaralandığı, sağ bacağında 3 cm kısalık oluşması nedeniyle askerliğe elverişli olmadığına dair … tarafından … tarihli rapor düzenlendiği ve olay tarihinde yürürlükte bulunan … tarih ve 19291 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğindeki düzenlemelere göre sakatlık durumu dikkate alınarak yapılan değerlendirme sonucu 6.dereceden vazife malulü olduğu kabul edilerek aylık bağlandığı, daha sonra 5434 sayılı yasanın 61. maddesi uyarınca devre muayenesine tabi tutularak … tarihli … Asker Hastanesinde yapılan Sağlık Kurulu muayenesi sonucu anılan Yönetmeliğin eki olan Hastalık ve Arızalar Listesinin Kas ve İskelet Sistemi Hastalıkları bölümünün 59. maddesinde 7.11.2002 tarih ve 20002/3627 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Yönetmelikle yapılan değişiklik hükmü dikkate alınarak yedek askerlik görevini yapabilir kararı verildiği, bu raporun Sandık Sağlık Kurulu’nca … tarihinde incelenerek davacının malul olmadığına karar verilmesi nedeniyle aylıkları ve tütün ikramiyesinin kesilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda askerlik görevini yaparken bir erin açtığı ateş sonucu yaralandığı, bu yaralanma sonucu sağ bacağında 3 cm kısalık oluştuğu ve bu sakatlığının askerlik görevinden kaynaklandığı konusunda ihtilaf bulunmadığından olay tarihindeki mevzuata göre vazife malulü olarak kabul edilen davacının, daha sonra anılan Yönetmelikte yapılan değişiklik hükmü dikkate alınarak düzenlenen rapor üzerine Sandık Sağlık Kurulunca vazife malulü olmadığına karar verilerek bağlanan aylıklarının kesilmesi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde ve bu işleme karşı açılan davanın mahkemece reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Danıştay  Kararınca;

Davacının, asker olarak görev yaptığı dönemde kıtasından memleketine izinli olarak giderken trafik kazası sonucu sakat kaldığından bahisle kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanmasına ilişkin başvurusunun reddine dair işlemin iptali ile  … tarihinden itibaren aylık bağlanması ve geciken ödemeler için yasal faize hükmedilmesi istemiyle açtığı dava sonunda, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun 49. maddesine 1.4.1998 tarih ve 4354 sayılı Yasanın 1. maddesiyle eklenen fıkrada, maddede belirtilen süreleri geçirenlerden, T.C. Emekli Sandığına yazı ile başvuranlara, vazife malullüklerini belgelemeleri ve müstahak olmaları şartıyla müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanacağı, bunlara geçmiş süreler için aylık, aylık farkı ve emekli ikramiyesi veya farkının ödenmeyeceğinin hükme bağlandığı, dosyada bulunan er izin belgesi, …  Asliye Ceza Mahkemesi Kararı, … Askeri Hastanesinin … tarihli raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacının askerlik yaptığı … İlinden …tarihinde bayram iznini kullanmak amacıyla memleketi olan …’ya hareket ettiği ve bu seyahati sırasında …. tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralandığı ve ilk yardımın da …. Devlet Hastanesinde yapıldığı ve davacının yaralanma olayına ilişkin sunduğu belgelerin vazife malülü sayılması için yeterli olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle kabul edilmiştir.

Danıştay  Kararınca;

Dosyanın incelenmesinden; davacıların oğlunun …..ili, … ilçesinde askerlik görevini yapmakta iken … tarihinde operasyon dönüşü silah bakımı sırasında bir başka er tarafından kazara vurularak vefat ettiği, davacılara 2330 Sayılı Kanun uyarınca nakdi tazminat ödendiği, Emekli Sandığı tarafından davacıların oğlu vazife malulü olarak kabul edilmesine karşın ölüm olayının 2330 Sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmemesi sebebiyle davacıların 5434 Sayılı Kanun’un 72. maddesinin 4. fıkrası uyarınca aylık bağlanması taleplerinin reddedildiği anlaşılmaktadır.Bu durumda, davacıların oğlunun ölüm olayı; barışta güven ve asayişi koruma faaliyetine yönelik çalışmalar sırasında meydana geldiğinden, 2330 Sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi ve davacılara 5434 Sayılı Kanun’un 72. maddesinin son fıkrası uyarınca malul ve muhtaç olma şartı aranmaksızın aylık bağlanması gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemde ve bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Danıştay  Kararınca;

Dosyanın incelenmesinden; …. İli Merkez …… Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde Uzman Jandarma Çavuş olarak görevli iken …. tarihinde icra edilen operasyona katılan davacının, operasyon dönüşünde silahlara doldur-boşalt yapıldığı sırada başka bir uzman jandarmanın tüfeğinin emniyetini kontrol ederken dikkatsizlik ve tedbirsizlikle tüfeğinin tetiğe dokunması sonucunda silahın ateş alması ile sağ dizinden yaralandığı, yapılan muayene ve tedavi sonucunda Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz kararı verilmesi üzerine vazife malulü olarak emekli olduğu, yaralanma olayının doğrudan emniyet ve asayişin sağlanması sırasında olmadığından bahisle nakdi tazminat ödenmemesine dair … tarihli ve …. Sayılı işlem tesis edildiği, söz konusu bu işleme karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde E:…. esasına kayıtlı dosya ile dava açıldığı, davanın E:…, K:…. Sayılı karar ile reddedildiği, ancak yaralanma olayı nedeniyle 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden yararlanmak amacıyla yapmış olduğu başvurunun reddine dair işlemin iptali istemiyle …. İdare Mahkemesi’nin E… esas numaralı dosyasında açmış olduğu davada, adı geçen mahkeme tarafından davacının 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden yararlanması gerektiği gerekçesiyle verilen … tarihli ve E:… K:….Sayılı kararın Danıştay ….Dairesince … tarihli ve E:…., K:…. Sayılı karar ile onanması üzerine, yeni bir hukuki durum ortaya çıktığından bahisle …. tarihinde yeniden nakdi tazminat ödenmesi istemiyle başvuruda bulunulduğu ve davalı idarece başvurunun …. tarihli işlem ile reddedilmesi üzerine görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, …. İli Merkez ….Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde görevli iken … tarihinde icra edilen operasyona katılan davacının, operasyon dönüşünde silahlara doldur-boşalt yapıldığı sırada arkadaşının silahının ateş alması üzerine yaralandığı dikkate alındığında, güven ve asayişi sağlamakla görevli olduğu sırada, bu görevinden dolayı maruz kaldığı olay neticesinde yaralandığı anlaşılmakla, olayın 2330 Sayılı Kanun kapsamında olduğu sonucuna ulaşıldığından, aksi yönde tesis edilen işlemde ve anılan işleme karşı açılan davayı reddeden İdare mahkemesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir.

Danıştay Kararınca;

Dava konusu olayda ise, davacının astsubay olan eşinin görevli bulunduğu sırada görevi gereği kullandığı araç ile yaptığı trafik kazası sonucu vefat ettiği anlatılmaktadır.

Her ne kadar, trafik kazasının oluşumunda ölen araç sürücüsü 5/8 oranında kusurlu bulunmuş ise de: dikkatli bir kimseden beklenebilen özen ve dikkati göstermemek biçimindeki söz konusu fiil maluliyet ile görev arasındaki neden sonuç ilişkisini ortadan kaldırır nitelikte bulunmamaktadır. Bu haliyle ölen murisin vazife malulü sayılması ile davacı ve çocuğuna bu nedenle vazife malullüğü aylığı bağlanması gerektiğinden dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Danıştay Kararına göre:

Türk milleti adına hüküm veren Danıştay … gereği görüşüldü: Davacının, .. Alay Komutanlığında askerlik görevi yaparken, ……. tarihinde malzeme sayımı sırasında, elinde bulunan el bombasının patlaması sonucu sakat kaldığından bahisle vazife malulü sayılması istemiyle yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin …. günlü, … sayılı davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesince; davalı idarenin, davacının el bombasını kurcalayıp tapasını çekmesini, emir ve talimatlara aykırı davranış olarak nitelendirdiği ve olayın davacının kendisini yaralamasından oluştuğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığı yolundaki … Askeri Savcılığının …. tarih ve …. sayılı kararına dayandığı, gerçekten de sözü edilen savcılık kararında eylemin davacının kendi tedbirsizliğinden kaynaklandığı belirtilmekte ise de, aynı kararda “… tapayı incelediği sırada çekmiş olmalı ki el bombasına takılı olmayan el bomba tapasının patladığı…” şeklinde bir anlatım bulunduğu, olayın bu aktarılış biçiminin eylemin gerçekleşme akışının ve oluş nedeninin tam bir açıklıkla belirlenemediği izlenimini verdiği, ceza yargılaması yönünden varılan sonuçların, her zaman idari kararların alınışında etkili olamayacağı, davacının tapayı çektiği bir olasılık olduğuna göre vazife malullü sayılmaması yolundaki kararın haklı nedenlere dayanmadığı, öte yandan, cezai yönden ilgili kişinin kusuru olarak görülen eylemin, vazife malullüğü nitelendirilmesinde, kişisel kusur ve emirlere uymayan davranış olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle …. günlü, E: …, K: … sayılı kararla, dava konusu işlem iptal edilmiştir.

Danıştay Kararınca;

…’da askerlik görevini yapmaktayken hastalığı nedeniyle sevkedildiği hastanece düzenlenen rapor uyarınca üç ay hava değişimi ile taburcu edilen davacı, bindiği özel araçla memleketine giderken başka bir araçtan fırlayan taşın aracın camını kırması üzerine sıçrayan cam parçalarından dolayı sağ gözünün görme hissini kaybetmesi sonucu 5434 sayılı Yasa hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlanmasını istemiştir.

Emekli Sandığı Yönetim Kurulu’nun …. tarih ve …sayılı kararıyla davacının sakatlığının askerlik görevinin neden ve etkisiyle meydana gelmediği öne sürülerek davacının isteği reddedilmiştir.

Davacının vazife malullüğü aylığı bağlanması isteğinin reddine ilişkin bu işlemin iptali istemiyle açtığı dava sonunda … İdare Mahkemesi başlangıçta davanın reddi yolunda verdiği …. tarih ve E:…, -K:… sayılı kararın dairemizin … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararıyla bozulması üzerine, dairemizin bozma kararına uymak suretiyle; 5434 sayılı Yasa’nın 56. maddesinde erlerin silah ve terhislerinde ( şerbet şevkler dahil ) şevkleri sırasında vazife malulü olmaları halinde kendilerine yasada belirtilen şekilde aylık bağlanmasının öngörüldüğü, olayda da hastalığı nedeniyle şubesinde beklemek üzere hava değişimine gitmekteyken sakatlanan ve askerliğe elverişli olma niteliğini kaybeden davacının vazife malulü olduğunun kabulüyle anılan yasa hükmü uyarınca kendisine aylık bağlanması gerektiği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir.

Danıştay Kararınca;

Davacının, asker olarak görev yaptığı dönemde kıtasından memleketine izinli olarak giderken trafik kazası sonucu sakat kaldığından bahisle kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanmasına ilişkin başvurusunun reddine dair işlemin iptali ile …. tarihinden itibaren aylık bağlanması ve geciken ödemeler için yasal faize hükmedilmesi istemiyle açtığı dava sonunda, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun 49. maddesine …tarih ve 4354 sayılı Yasanın 1. maddesiyle eklenen fıkrada, maddede belirtilen süreleri geçirenlerden, T.C. Emekli Sandığına yazı ile başvuranlara, vazife malullüklerini belgelemeleri ve müstahak olmaları şartıyla müracaat tarihlerini takip eden aybaşından itibaren vazife malullüğü aylığı bağlanacağı, bunlara geçmiş süreler için aylık, aylık farkı ve emekli ikramiyesi veya farkının ödenmeyeceğinin hükme bağlandığı, dosyada bulunan er izin belgesi, … Asliye Ceza Mahkemesi Kararı, … Askeri Hastanesinin … tarihli raporunun birlikte değerlendirilmesinden, davacının askerlik yaptığı … İlinden … tarihinde bayram iznini kullanmak amacıyla memleketi olan …ya hareket ettiği ve bu seyahati sırasında …. tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu yaralandığı ve ilk yardımın da … Devlet Hastanesinde yapıldığı ve davacının yaralanma olayına ilişkin sunduğu belgelerin vazife malülü sayılması için yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

Danıştay Kararınca;

İdare Mahkemesince, davacının oğlunun … İli … İlçe Jandarma Komutanlığında jandarma er olarak bu görevi ifa etmekte iken rahatsızlanması nedeniyle sevk edildiği …100 Yataklı Hava Hastanesince beyin tümörü teşhisi konularak … tarihinde …Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, burada … tarihinde yapılan ameliyatı sonrasında … tarihinde vefat ettiği, aynı tarihli “ölü muayene ve otopsi tutanakta vefatın beyin tümöründen kaynaklandığının belirtildiği, davacının oğlunun ölümü nedeniyle tarafına vazife malüllüğü aylığı bağlanması talepli başvurusunun, ölüm olayında görevin neden ve etkisinin bulunmadığı yolundaki raporu gerekçe gösterilerek reddedildiği, Mahkemelerinin … tarihli ara kararı ile dava dosyasında yer alan sağlık raporları ve diğer belgeler esas alınarak, davacının oğlunun ölüm olayının, askerlik vazifesinden kaynaklanıp kaynaklanamayacağının sorulması üzerine, … Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. … tarafından hazırlanan … tarihli raporda, adı geçenin beyin tümörü nedeniyle vefat ettiğinin kesin olduğu ve bu durumunun askerlik hizmeti vazifesinden kaynaklanmadığının belirtildiği, bu durumda, davacı tarafından oğlunun ölüm olayının görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiğini kanıtlayıcı bilgi ve belge sunulamaması ve sözü edilen rapordaki görüş dikkate alındığında, ölüm olayının beyin tümöründen kaynaklanıp, bünyesel olduğu ve askerlik vazifesinin neden ve etkisiyle meydana gelmediği sonucuna varıldığı, bu nedenle tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle dava reddedilmiş, Danıştay İdari Dava Dairesi Kararınca karar bozulmuştur.

Danıştay Kararınca

Dava, davacının, Jandarma Uzman Çavuş olarak görev yapmakta iken silahla vurulması sonucu vefat eden oğlundan dolayı kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Askeri birimlerinin kontrolünde bulunan kışlada meydana gelen ölüm olayının vazifeden kaynaklanmadığını ispat etme yükümlülüğünün Devlete ait bulunduğu; ölümün aydınlatılamadığı durumlarda Devletin, sorumluluğu üstlenmesi gerektiğinden; askerlik görevinin ifası sırasında gerçekleşen ölümlerin aydınlatılamadığı durumlarda ölümün; görevin tesir ve etkisiyle gerçekleşmediği kabulünün ise ancak varsayım olacağı açıktır. Davacının oğlunun, Jandarma Uzman Çavuş olarak nöbet görevi sırasında ölmüş halde bulunduğu, ölüm sebebinin açıklığa kavuşturulamadığı, ölümün; görevin tesir ve etkisiyle gerçekleşmediğinin ortaya konulamadığı halde, makul bir açıklama yapma yükümlülüğü Devlete ait olan ölüm olayının intihar ya da kazadan kaynaklandığı varsayımına dayalı olarak, tesis edilen dava konusu işlemde ve vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.

Danıştay Kararınca

Davacının oğlunun …’ta askerlik görevini yapmakta iken çıktığı çarşı izni dönüşü tabur merkezine uğrayarak nöbetçi heyet tarafından verilen araçla bölüğüne gitmesi gerekirken saat 18:00 sularında izinden döndüğü, yürüyerek cephe birliğinin giriş kapısına kadar yaklaştığı ve nöbetçi erin dur ihtarına uymadığı ve hakaret ederek yürümeye devam ettiği, nöbetçi erin bir el ateş etmesi sonucu oğlunun ölmesi olayında, müteveffa, her ne kadar nöbetçi heyet tarafından verilen araca binmemiş ise de, ölüm olayının yolda değil geldiği askeri birlik kapısında olması, nöbetçi erin talimata uygun atış yapmamış olması bir arada değerlendirildiğinde, ölüm olayının, müteveffanın, yükümlü olduğu askerlik görevini yerine getirmekte iken, askeri alan içerisinde ve askerlik görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiği açık olup, davacıya, oğlundan dolayı vazife malullüğü aylığı bağlanması gerektiği…

Danıştay Kararınca

Dosyanın incelenmesinden; davacıların oğlu  …’ın … İli, …İlçesi, … Komutanlığında askerlik görevini yapmakta iken, … tarihinde … sınırı …Karakolu devriye nöbeti sırasında uyuduğundan bahisle tartıştığı diğer nöbetçinin tüfeğinin dipçiği ile kafasına vurulması sonucu öldüğü, ölüme sebebiyet veren kişinin yargılanması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:… K:… Sayılı kararı ile sanıkın “ölüme sebebiyet verecek şekilde yaralama” suçundan yargılanarak hakkında mahkumiyet kararı verildiği ve bu kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, davacılar tarafından oğullarının askerlik görevini yaparken vefat etmesi sebebiyle vazife malulü aylığı bağlanması istemiyle yapılan başvurunun T.C. Emekli Sandığı Yönetim Kurulu’nun … tarihli ve … Sayılı kararı ile ölüm olayının askerlik görevinin neden ve etkisiyle meydana gelmediğinden bahisle reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacıların oğlunun ölüm olayının, müteveffanın nöbet görevi sırasında, görevin sebep ve etkisiyle gerçekleştiği açık olup, davacılara oğullarının ölüm olayı sebebiyle vazife malullüğü aylığı bağlanması gerekirken aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Danıştay Kararınca

Dosyanın incelenmesinden; davacıların murisinin … Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapmakta iken sabah kurumuna gitmek üzere davalı idarece tahsis edilen servis aracına bindikten sonra aynı kurumda görev yapan başka bir infaz ve koruma memuru tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucunda ölmesi nedeniyle vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması talebiyle yaptıkları başvurunun reddi üzerine işlemin iptali istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Buna göre, davacılar murisi, her ne kadar bizzat görevini ifa ettiği sırada meydana gelen olayda vefat etmemişse de, kamu görevlisi olarak idarece tahsis edilen servis aracına binerek vazifesini ifa etmek üzere iş yerine gitmesinin göreviyle bağlantılı olduğu ve görevinden ayrı düşünülemeyeceği açıktır. Bu durumda, vazifesini yerine getirmek için işine gitmek üzere idarece tahsis edilen servis aracında iken diğer kamu görevlisi tarafından gerçekleştirilen saldırıda gerçekleşen ölüm olayının, davacılar murisinin görevinden kaynaklandığının kabulü gerektiğinden, davacılara vazife malullüğü hükümlerine göre aylık bağlanmamasına ilişkin dava konusu işlemde ve bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nce;

Davacıların oğlu …’ın askerlik görevini yerine getirmekte iken, …  tarihinde intihar ettiğinden bahisle, hakkında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanması talebiyle yapılan … tarihli başvurunun cevap verilmek suretiyle reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istemiyle açılan davada; intihar olayından sonra … Askeri Savcılığı’nca yürütülen ve kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla neticelenen soruşturma esnasında, davacıların oğullarıyla aynı birlikte görev yapan askerlerin alınan ifadelerinde, …’ın askerliği sevmediğini, askerlikten kurtulmak için yollar aradığını belirttikleri, …, diğer taraftan, davacıların oğlunun askere geldiğinden bu yana askerliğe alışamadığı, her ortamda sevmediğini söylediği, hatta kendisini sakatlamak ve öldürmekten bahsettiği ve bundan da komutanlarının haberi olduğu halde hastaneye sevki yapılmak suretiyle durumunun kontrol edilmediği, psikolojisinin bozuk olmasına rağmen dolu silahla nöbet tutturulmaya devam edildiği anlaşılmış olup, netice olarak psikolojisinin bozulması ve sonrasında intihar etmesi olayının, görevinin neden ve etkisiyle meydana geldiği ve hizmetin kusurlu işlemesi nedeniyle idarenin sorumluluğu bulunduğu anlaşılmakla, idarenin bütünlüğü ilkesi de dikkate alınarak, davacıların vefat eden oğullarının vazife malulü sayılması gerekirken, bu yöndeki talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline ilişkin olarak … İdare Mahkemesi’nce verilen … tarih ve E:…, K:… Sayılı kararın; hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.

Karar veren Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesince dosya incelenerek gereği görüşüldü; … İdare Mahkemesi’nce verilen karar; usul ve yasa hükümleri ile hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE, yargılama giderlerinin başvuruda bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından varsa artan miktarın istenilmesi halinde başvurana iadesine, … tarihinde oybirliğiyle ve 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun değişik 45/6. maddesi uyarınca kesin olarak karar verildi.

Danıştay Kararınca;

Dosyanın incelenmesinden; davacılar murisi …`nin .. tarihinde görevli olduğu sırada … Gölü civarında yangın olduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine intikal ettiği, o sırada olay yerinde bulunan itfaiye aracının pompasının çalışmadığı, eline geçirdiği bez parçalarıyla yangına bizzat müdahale ettiği, takviye itfaiye araçlar gelip yangın tamamen söndürüldükten sonra ekip otosuna bindiğinde fenalaştığı, … Sağlık Ocağında ilk müdahalesini müteakip ambulansla … ve Travmatoloji Hastanesine sevk edilirken yolda vefat ettiği, muhtemel ölüm nedeninin …  tarihli ölüm raporunda “hipertansiyona bağlı cardio ve scular hastalık” olarak belirtildiği, Emniyet Genel Müdürlüğünün şehit kayıt defterinde başkomiser …`nın … sırada kayıt edildiği, T.C. Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun …  tarih ve … sayılı işlemiyle …`nın ölümünün, “görevli olarak gittiği orman yangınında, yangın söndürme işleminde sarfettiği efor neticesi meydana gelen hipertansiyona bağlı kardiyo Vasküler yetmezlik” sonucu oluştuğuna oybirliğiyle karar verilmiş ve sandık yönetim kurulunun … tarih ve … sayılı Kararıyla 5434 sayılı Yasanın vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 5434 sayılı Yasanın 45. maddesinde öngörüldüğü haliyle ölümünün barışta güven ve asayişi koruma görevini yaptığı sırada ve bu görevinin neden ve tesiriyle meydana geldiği Emekli Sandığı tarafından kabul edilerek vazife malullüğü hükümleri uygulanan ve davalı tarafından görevli iken şehit olduğundan bahisle şehit kayıt defterine kaydedilen …`nın mirasçılarının, 2330 sayılı Yasa kapsamında tanınan haklardan faydalandırılmaları zorunlu olup, aksi yönde tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin (19) numaralı fıkrasının beşinci cümlesinin “Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz;…” bölümünü, Anayasa’nın  13.,  ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etti.

            Maddi ve manevi tazminat talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, anılan hükmün iptali için AYM’ye başvurmuştur. AYM yaptığı değerlendirmede ‘’Kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde tazminat davası açılamayacağı öngörülmüştür. Ceza soruşturmasına konu suç nedeniyle zarara uğrayan kişilerin maddi ve manevi tazminat talebiyle yargı mercilerine başvurabilmeleri mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir. Bu itibarla uzlaşmanın sağlanması hâlinde ilgililerin soruşturma konusu suç nedeniyle uğradıkları zararın tazmini talebiyle yargı mercilerine başvurulabilmesine imkân tanımayan kural, mahkemeye erişim hakkını sınırlamaktadır. 12. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir. 13. Kanunilik ölçütü uyarınca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.’’ Sonucuna ulaşmıştır. Sonuç olarak Yüksek Mahkeme, ‘’uzlaşma sağlanması halinde soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağı’’ düzenlemesinin ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşarak Anayasa’ya aykırılığı nedeniyle iptal etmiştir.

TEDBİR NAFAKASI NEDİR? HUKUKİ DAYANAKLARI NELERDİR? HANGİ HALLERDE TALEP EDİLİR?

Tedbir nafakası ;  boşanma davası açılmadan önce veya açıldıktan sonra herhangi bir eşin veya 18 yaşından küçük çocukların geçinmesini sağlamak üzere hükmedilen nafaka türüdür. 

TMK geçici önlemler başlığı adı altında madde 169’da “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” dava sırasınca diğer eşin müşkül  duruma düşmesini  önlemek  ve  bu sırada geçimini sağlaması amacıyla geçici bir nafakanın ödenmesine hükmedebilir.

Ayrıca TMK madde 197/2 “Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır.” Düzenlemesiyle ayrı yaşamada haklı olunduğu hal için ayrı olarak düzenlenerek kanunda yerini almıştır.

Boşanma davası görüldüğü sırada istenebileceği gibi  boşanma davası açılmadan ayrıca  açılacak bir dava ile de ayrılık talebi olmadan eşlerden birisinin ayrı yaşamada haklı olduğunu ispatlaması koşulu ile diğer eşten talep edebilir.

TEDBİR NAFAKASI KUSURLU EŞ YARARINA DAHİ ALINABİLİR.

Tedbir nafakası talebini her iki eşte isteyebilecektir. Bu durumda hakim tarafların kusuruna bakmasızın tarafın ekonomik durumunu dikkate alarak re’sen veya taleple takdir edebilecektir.

Bir Yargıtay kararında bu konudan şu şekilde bahsetmiştir;

Tedbir nafakası, talebe bağlı olmaksızın ( resen ) takdir edilir ve geçici bir önlem olarak davanın başından itibaren karar kesinleşene kadar hüküm altına alınır.Dolayısıyla tedbir nafakası takdirine ilişkin kararın, davanın açıldığı tarih itibariyle tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin araştırma sonuçlarının dosyaya gelişini takiben hemen verilmesi gerekir.Boşanma ve ayrılık davalarında, tarafların kusur durumu hiçbir şekilde tedbir nafakasının takdirine etkili bir unsur değildir. Kusurlu eş yararına dahi, bu tedbirlerin alınması mümkündür. Yine, her iki tarafın da gelirinin bulunması tedbir nafakası verilmesini engelleyici bir hâl değildir. Ancak eşlerin ekonomik güçlerinin birbirine yakın olması durumu söz konusu ise bu durumda geçici tedbir nafakası verme zorunluluğunun ortadan kalkacağı söylenebilir.TMK’nın 169. maddesi uyarınca takdir edilen tedbir nafakası, hâkim tarafından yargılama sırasında kaldırılmadığı takdirde boşanma davasında verilen kararın kesinleşmesi ile kendiliğinden sona erer.Sayılan özellikleri itibari ile anılan madde hükmünün emredici bir hüküm olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki, somut olayda olduğu gibi taraflar arasında ayrı mahkemelerde yürüyen boşanma davalarının olması veya boşanma davasından bağımsız olarak ayrı yaşama olgusuna dayalı ( TMK m. 197 ) açılan tedbir nafakası davasının bulunması, bu davaların her birinde geçici nitelikte olan, talep ve kusur şartlarına bağlı olmayan TMK’nın 169. maddesine dayalı tedbir nafakası hükmedilmesine engel değildir.Kural olarak her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. Dolayısıyla hâkim, önüne gelen dosyada, tarafların ve çocukların gereksinimlerine bağlı olarak derdest olan diğer davaların akıbetine bağlı olmaksızın uygun bir nafakaya karar verecek, gerekli gördüğü takdirde bu nafakanın miktarında indirim ve artış da yapabilecektir.

Kanun maddesinde yer aldığı şekliyle ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenen içtihatla hakimin tedbir nafakası talebinde tarafın kusurlu olması halinde bile ekonomik hayatını devam ettirebilmesi için geçici olarak hükmedebilecektir.

MAL PAYLAŞIMI

Boşanma halinde eşlerin mal paylaşımını nasıl yapacağı gündeme gelmektedir. Mal rejimleri bu durumda tarafların nasıl evlilik mallarını paylaşacağını göstermektedir. Eşler arasında özel bir mal rejimi belirlememişse yasal mal rejimi devreye girecektir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanun yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma mal rejimi olarak öngörülmüştür.

EDİNİLMİŞ MALLARA KATILMA MAL REJİMİ NEDİR?

Medeni kanun ile yasal mal rejimi olarak ön görülen bu mal rejimi  esasında eşlerin paylaşacağı malları kişisel mallar ve evlilik süresince edinilmiş mallar  olarak ikiye ayırarak bir ayrım yapmaktadır. Burada hangi malların kişisel mal hangilerinin edinilmiş mal olduğu büyük önem taşımaktadır. Edinilmiş mallar, her eşin evlilik  süresince emeğini vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Kişisel mallar ise,evlilikten önce sahip olduğu veya evlilik sırasında kişiye ait olduğu bilinen kanunda sınırlı olarak sayılan  mallardır.

EDİNİLMİŞ MALLAR:

*Çalışmasının karşılığı olan edinimler,

*Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler,

*Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar,

*Kişisel mallarının gelirleri,

*Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

KİŞİSEL MALLAR:

*Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

*Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

*Manevî tazminat alacakları,

*Kişisel mallar yerine geçen değerler.

EVLİLİK BİRLİĞİNDE ELDE EDİLEN MAL SÖZLEŞME İLE KİŞİSEL MAL OLARAK KABUL EDİLEBİLİR Mİ?

Taraflar kendi aralarında özel bir sözleşme yaparak edinilmiş malı kişisel mal olarak belirlenmesi sadece iki hal için ön görülmüştür bunlar :

 *Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler

*Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

Konuyla alakalı 2020 tarihli bir  Yargıtay kararı (düğünde takılan ziynet eşyalarının kadının kişisel malı olduğundan bahsedilmiştir) ;

kadına özgü ziynet eşyası niteliğindeki bilezik eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir âdet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır

BOŞTA GEÇEN SÜRE ÜCRETİ NEDİR?

Boşta geçen süre tazminatı; iş sözleşmesi sebep gösterilmeden veya geçerli bir olmadan feshi halinde açılan işe iade davasında mahkemenin feshi geçersiz bulması halinde bu fesihten dolayı  çalışılamama hali için en fazla 4 aylık ücret tutarında istenilebilecek tazminattır.

Boşta geçen süre ücretindeki amaç ; işçinin iş ararken çalışamadığı zamana ilişkin uğradığı zararların giderilmesini sağlamaktır. Bundan dolayı işte başlatılsın veya başlatılmasın her iki halde de bu ücrete hükmedilebilir.

Bu tazminat iş kanunu madde 21’de şu şekilde geçmektedir:

“Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.”

BU ÜCRTE HAK KAZANABİLMENİN ŞARTLARI:

*İşe iade davası açılması gerekir, bunun içinde fesihten itibaren 1 ay içinde zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmış olmalıdır.

* Arabuluculuk işlemi olumsuz olarak sonuçlanmalı ve işe iade davası açılmalıdır.                                                  ( Arabuluculuk işlemi sonuçlandıktan sonra iki hafta içinde işe davası açılmalıdır.)

*Mahkemeden işe iade kararı verilmeli bu karardan itibaren 10  iş günü içinde  işe iade  başvurusu yapılmalıdır.

Başvurudan sonra işçi  ister işe başlatılsın isterse işe başlatılmasın bu şartlar sağlandığı takdirde bu ücreti istemeye işçi hak kazanacaktır. Boşta geçen süre ücretinde  işçinin en fazla 4 aylık süresi için olan ücreti istenebilecektir.

Bu ücret hesaplanırken Yargıtay kararlarına göre boşta geçen süre kıdeminden sayılacağından bu süre için geçmişe dönük primleri SGK’ya bildirilmelidir.

BOŞTA GEÇEN SÜREDE ÇALIŞILMIŞ OLMASI BU ÜCRETİ ALMAYA HAK KAZANMAYI KALDIRMAZ

KONUYLA İlgili Yargıtay kararı şöyledir:

Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının davalı işyerinden çıktıktan sonra başka bir işyerinde çalışması bulunduğunu, buna göre boşta kaldığı sürenin dikkate alınacağı belirtilerek boşta geçen süre alacağı hesaplanması hatalıdır. Dairemiz kabulüne göre davacının işveren feshinden sonra boşta geçen süre içinde başka bir işveren nezdinde çalışmış ve bu işten gelir elde etmiş olması, işverenin dört aya kadar ücret ve diğer hakları ile ilgili yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz

Karardan da anlaşılacağı üzere boşta geçen sürenin işverenin feshi nedeniyle meydana gelmesinden dolayı bu ücret öngörülmüştür. Bundan dolayı bu sürede çalışılıp çalışılmaması önemli olmayacak bu ücrete hak kazanılabilecektir.

 

İŞ KOŞULLARI DEĞİŞEN İŞÇİNİN 8 AY  KADAR ÇALIŞMAYA DEVAM ETMESİ DEĞİŞİKLİĞİ ZIMNEN KABUL ETTİĞİ ANLAMINA GELMEZ İŞÇİNİN İŞ SÖZLEŞMESİNDE ESASLI  DEĞİŞİKLİK YAPILMASI  NEDİR?

İşçinin iş sözleşmesindeki çalışması ile ilgili durumlarında iş sözleşmesi  ile ya da  personel yönetmeliği vb. kaynaklarla  esaslı bir değişiklik yapılmasıdır. Yapılan bu değişiklik işçinin çalışma şekli , ücreti , çalıştığını yerinin değişmesi gibi  şekillerle meydana gelebilir.

 Yapılan değişiklik işçiye bildirilmek suretiyle haber verilmesi gerekir.  Bildirimden itibaren işçinin 6 iş günü içinde yazılı olarak değişikliği kabul edilmesi halinde yapılan değişiklik işçi için geçerli hale gelebilecektir. İşçinin değişikliği kabul yazısının işverene ulaşma anına kadar bu değişiklikten vazgeçmesi mümkündür..  Şekle uygun bir bildirim olmadığı takdirde veya 6 iş günü içinde kabul edilmeyen değişikliklerle  işçi bağlı olmayacaktır. Ayrıca işçinin bu değişikliği esaslı ve tek taraflı olarak yapılması halinde  iş sözleşmesini  haklı nedenle feshetme hakkı da bulunmaktadır . Fesih halinde şartları sağlandığında  kıdem tazminatına  hak kazabilecektir.

Çalışma koşullarındaki esaslı değişiklik ve fesih hali İş Kanunu madde 22 de geçmektedir. Maddedeki düzenlemeye bakıldığı takdirde ; “İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da iş yeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak  durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından  altı iş günü içinde yazılı olarak  kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.  “ ifadeleri görülecektir.

İŞ SÖZLEŞMESİYLE İLGİLİ YARGITAYIN 2020 TARİHLİ BİR KARARI

İlgili kararda ;

İş Kanunu’nun 22. maddesine göre işçinin çalışma koşullarında işçi aleyhine değişikliğin işveren tarafından yazılı olarak yapılması ve değişikliğin 6 iş günü içerisinde işçi tarafından yazılı olarak kabulü gerekir. Kanuni düzenlemeye göre işçi tarafından yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklik işçiyi bağlamaz.Somut uyuşmazlıkta davacı işçi davalı bankanın genel müdürlük işyerinde çalışırken önce Levent şubesinde görevlendirilmiş 3 ay kadar sonra bu defa Avcılar şubesinde çalışmak üzere görev değişikliği yapılmıştır. Dosya kapsamı ve özellikle her iki taraf tanık anlatımlarına göre genel müdürlük işyerinde işyerine gidiş gelişlerde servis imkanı olduğu halde, şube işyerlerinde servis sağlanmamış ve yol parası da ödenmemiştir. Böyle olunca çalışma koşullarının davacı aleyhine değiştirildiği anlaşılmakla, işçinin değişiklik sonrasında 8 ay kadar çalışmaya devam etmesinin değişikliği zımni olarak kabul ettiği anlamına gelmediği kabul edilmeli ve işçinin iş sözleşmesini haklı olarak feshettiği sonucuna varılarak kıdem tazminatı hüküm altına alınmalıdır. Talebin yerinde olmayan gerekçe ile reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

KONUYLA ALAKALI DİĞER YARGITAY  KARARLARI

“İşin nerede ve ne zaman görüleceği çalışma şartları arasında yer alır. İş sözleşmesinde, gerektiğinde çalışma şartlarında değişiklik yapabileceğine dair düzenlemeler bulunması halinde, işverenin genişletilmiş yönetim hakkından söz edilir. Bu halde işveren, yönetim hakkını kötüye kullanmamak ve sözleşmedeki sınırlara uymak kaydıyla işçinin çalışma şartlarında değişiklik yapma hakkını sürekli olarak kazanmış olmaktadır. Anılan hak objektif olarak kullanılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshini sağlamak için sözleşme hükmünün uygulamaya konulması, işverenin yönetim hakkının kötüye kullanılması niteliğindedir .4857 Sayılı Kanun’un 22. maddesinde, çalışma şartlarında esaslı değişiklik sebebiyle işçinin iş sözleşmesini haklı olarak feshedebileceği öngörülmemiştir. Bununla birlikte çalışma şartlarının değiştirilmesi aynı zamanda şartlarının uygulanmaması anlamına geldiğinden, aynı Kanun’un 24. maddesinin (II-f) bendinde belirtilen hal, işçinin haklı fesih sebepleri arasında sayılmıştır. Bu durumda işçinin ihbar tazminatı talep hakkı doğmazsa da, kıdem tazminatı ödenmelidir”

  “Bununla birlikte 4857 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinde çalışma şartlarında esaslı değişiklik sebebiyle işçinin iş sözleşmesini haklı olarak feshedebileceği öngörülmemiştir. Ne var ki çalışma koşullarının değiştirilmesi aynı zamanda çalışma koşullarının uygulanmaması anlamına gelmekte olup bu durum, Kanun’un 24’üncü maddesinin iki numaralı bendinin (f) alt bendinde işçinin iş sözleşmesini haklı fesih nedenleri arasında sayılmıştır. Bu durumda işçinin ihbar tazminatı talep hakkı doğmazsa da, kıdem tazminatı ödenmelidir.”

 

WhatsApp Canlı Destek