1.Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Nedir?

          Bireysel Başvuru, kamu gücü kullanan kurum veya kişilerin sebep oldukları hak ihlallerine karşı bireylerin anayasal yargı denetimine başvurabilme hakkını ifade eder. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle mevzuatımızda yer edinmiştir, 23 Eylül 2012 tarihi itibariyle de anayasal yargı denetimi başlamıştır.

2.Bireysel Başvuru Mevzuatı

            Bireysel Başvuru; Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesi’nin ‘’ Görev ve Yetkileri’’ başlıklı 148.maddesinin 3.fıkrasında ‘’ Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.’’ Şeklinde düzenlenmiştir.

3.Kimler Bireysel Başvuru Hakkını Kullanabilir?

            Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. Önemle belirtmek gerekir ki, kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri ise sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir.

4.Bireysel Başvurunun Konusu

            Bireysel başvuru incelemelerinin konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddialarıdır. Ayrıca, sadece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) veya salt Anayasa’da düzenlenen haklar bireysel başvuruya konu edilemez, her iki metinde de düzenlenmiş olan temel hak ve özgürlükler için Bireysel Başvuru yoluna gidilebilir. Bu kural, AİHS’in ek protokolleri için de geçerlidir, Türkiye Cumhuriyeti’nin onaylayıp yürürlüğe koymadığı protokollerde yer alan haklar, bireysel başvurunun konusu olamaz.

5.Bireysel Başvuruda Anayasa Mahkemesi’nin Yer Bakımından Yetkisi

Anayasa’nın 148. ve 6216 sayılı Kanun’un 45. Maddesinde belirtildiği üzere hak ihlaline neden olan işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle bireysel başvuruda bulunulan kamu gücü faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti devletine ait veya onun adına kullanılmış olmak zorundadır.  Kişilerin veya kamu gücü kullanmayan bir kurumun hak ihlaline neden olmuş olması durumlarında Bireysel Başvuru yoluna gidilmesi mümkün değildir.

6.Bireysel Başvuruda Olağan Kanun Yollarının Tüketilmiş Olması Şartı

            Hak ihlali durumunda bireysel başvuru, ikincil nitelikli bir yoldur. İkincil nitelikte bir yol olmasının anlamı, Anayasa Mahkemesi’ne hak ihlali iddiasıyla bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle yasal mevzuatta düzenlenmiş olan tüm olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerektiğini ifade eder. Bu durumu Anayasa’nın madde 148/3 hükmünden ve ayrıca 03/04/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargıla Usulleri Hakkında Kanun’un 45.maddesinin 2.fıkrası ‘’ İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.’’ Hükmünden çıkarmaktayız.

7.Bireysel Başvurunun Süresi

            6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin 5.fıkrasında ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 64.maddesinin 1.fıkrasında düzenlendiği üzere, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru yoluna gidilebilmesi için öngörülen hak düşürücü süre hak ihlalinin öğrenildiği tarihten itibaren 30 gündür. Hak düşürücü sürenin kaçırılması halinde Bireysel Başvuru yoluna gidilebilmesi mümkün değildir.

8.Bireysel Başvuru Nasıl Yapılır?

            Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nde belirtilen şartlara uygun biçimde bireysel başvuru formu doldurularak, Anayasa Mahkemesine doğrudan müracaatla Bireysel başvuruda bulunmak mümkündür.

9.Bireysel Başvuruya Konu Edilemeyecek Haklar

            Anayasa’daki pozitif haklar ( kişiye devletten bir şey isteme hakkını veren haklardır, örneğin çalışma hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı) bireysel başvuruya konu edilemezler. Çünkü bu haklar, devletin olumlu edimine bağlıdır. Bireysel başvuruya konu edilebilecek işlemler, emredici ve bağlayıcı kamu gücü işlemleri olmak zorundadır. Bu bağlamda idarenin genel direktifleri, teklif ve tavsiyeleri bireysel başvurunun konusu olamaz.

10.Bireysel Başvuruya Konu Olabilecek Haklar

            İhlal edildiği iddiasıyla Bireysel Başvuru’ya konu edilebilmesi mümkün olan hususların hem Anayasa’da hem de AİHS’de ( Türkiye’nin onaylayıp yürürlüğe koyduğu Ek protokolleri dahil olmak üzere) düzenlenmiş olması gerekir. Bu kapsamda hem Anayasamızda hem de Sözleşme’de düzenlenmiş olup ihlalleri nedeniyle Bireysel Başvuru yoluna gidilebilecek olan hususlar şu şekildedir:

  1. Yaşama Hakkı
  2. İşkence Yasağı
  3. Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı
  4. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı
  5. Adil Yargılanma Hakkı
  6. Suç ve Cezaların Kanuniliği
  7. Özel Yaşama, Aile Yaşantısına, Konut ve Haberleşme Özgürlüğüne Saygı
  8. Düşünce, İfade, Din ve Vicdan Hürriyeti
  9. Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti
  10. Örgütlenme ve Toplantı Özgürlüğü
  11. Mülkiyet Hakkı
  12. Eğitim ve Öğretim Hakkı
  13. Serbest Seçim Hakkı
  14. Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması
  15. Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı
a.Yaşama Hakkı

            Anayasa’nın 17.maddesinin 1.fıkrasında ‘’Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.’’ Hükmüyle yaşama hakkı, maddi ve manevi varlığı koruma hakkıyla birlikte düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu kapsamda devletin yaşamı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. AİHM kararları ışığında devlete üç tür yükümlülük yüklenmektedir:

-kamu görevlisinin kişiyi kasten öldürememesi

-devletin kişinin yaşama hakkını gerekli tedbirleri alarak hukuk yoluyla koruması

-devletin, kişinin ölümüne sebep olanları tespit ederek cezalandırılmaları için etkin soruşturma yürütmesi

Ayrıca Anayasa’nın 40.maddesiyle güvence altına alınmış olan ‘’Etkili Başvuru Hakkı’’ da yaşama hakkı altında kabul edilen bir haktır. Etkili Başvuru Hakkı; bağımsız nitelikte bir hak olmayıp, temek hak ve özgürlüklerin korunması kapsamında yapılacak olan başvuru yollarının güvence altına alınmasıdır.

b.İşkence Yasağı

            Bir kamu görevlisinin veya resmi sıfatla hareket eden kişinin, bir kimseye karşı acı verici eylem gerçekleştirilmesine teşvik etmesi veya örtülü ya da açık olarak onay vermesi işkence fiilini oluşturur. Burada dikkat edilmesi gereken husus, hukuki anlamda işkence sayılıp eylemin bireysel başvuruya konu edilebilmesi için, eylemin kamu görevlisi sıfatı taşıyan birisi tarafından gerçekleştirilmiş olması gerekir. Devlet bireyleri işkenceye karşı korumak ve işkenceyi engellemek için hukuki ve fiili tedbirleri almak zorundadır. Anayasa’nın 17.maddesinde ‘’ Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağı, kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı’’ düzenlenmiştir.

c.Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı

            Anayasa’nın 18.maddesine göre; kimse zorla çalıştırılamaz ve angarya yasaktır. Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında angarya ‘’ mükellef olmadığı halde vatandaşın zorla iradesi dışında iş yaptırılması’’ olarak tanımlanmıştır. Devletin, angaryayı engellemek için yükümlülüğü bulunmaktadır.

d.Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı

            Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının önem arz ediyor olmasının sebebi, kişilerin temek hak ve hürriyetlerini kullanabilmeleri için özgürlüklerinin ve güvenliklerinin sağlanabilmiş olması gerekmektedir. Özgürlüğü ve güvenliği devletçe temin edilmemiş olan bireyler mülkiyet haklarını, eğitim haklarını ve daha pek çoğunu kullanamazlar. Kişi özgürlüğü ve güvenliğine kamu gücü tarafından yapılan müdahalelerin çerçevesinin kanunla çizilmiş olması ve keyfi olmaması gerekir. Örneğin kişi özgürlüğünün kısıtlandığı bir durum olan tutukluluk için, kanunla bir takım şartlar koyulmuş olmalı ve keyfi ve sebepsiz olarak bireylerin tutuklanması engellenmelidir. Ayrıca kişi özgürlüğünü kısıtlayan tutululuk, adli kontrol vb. tedbirlerin mutlaka hakim kararıyla alınmış olması gerekmektedir.

e.Adil Yargılanma Hakkı

            Devlet, bireylerin önceden belirlenmiş hukuk normları karşısında dürüstçe yargılanmasını sağlama yükümlülüğü altındadır. Adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için  ‘’yargı yeri önünde hak arama hakkı, yasalar ve yargı yerinde önünde eşit olma hakkı, kanunla kurulmuş yetkili, bağımsız ve tarafsız yargı mercileri önünde yargılanma hakkı, aleni duruşma hakkı, gerekçeli karar hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı’’  haklarının sağlanmış olması gerekmektedir.  Anayasa mahkemesi adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla önüne gelen dosyalarda, yargılanılan suçun niteliği, örgütlü suç veya kompleks suç olup olmadığı, sanıkların sayısı, sanıkların sayısı gibi etmenleri bir arada değerlendirerek başvuruyu değerlendirmektedir.

f.Suç ve Cezaların Kanuniliği

            Anayasa’nın 15.maddesinin 2.fıkrasında masumiyet karinesi düzenlenmiştir. Buna göre; hakkında suç iddiası bulunan kişinin, adil bir yargılanma sonucunda suçluluğu mahkeme kararıyla kanıtlanıncaya dek masum sayılacağı kabul edilmektedir.

         Suç ve cezaları kanuniliği prensibi kapsamına göre, suç ve cezalar geriye yürütülemez. Bir fiilin suç olarak kabul edilebilmesi ve cezalandırılabilmesi için, fiilin işlendiği tarihte kanunlar tarafından suç olarak kabul edilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca Anayasa’nın 38.maddesinin 2.fıkrasına göre ‘’kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş cezadan dağa ağır bir ceza verilemez.’’ Kanunilik ilkesiyle bireylerin keyfi şekilde yargılanmasının ve cezalandırılmasının önüne geçilmektedir.

g.Özel Yaşama, Aile Yaşantısına, Konut ve Haberleşme Özgürlüğüne Saygı

            Anayasa’nın 20.maddesinde, kişinin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Ayrıca Anayasa’nın 21.maddesinde kişinin konutunun dokunulmaz olduğu, ancak hakim kararıyla kişilerin konut dokunulmazlığının ihlal edilebileceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda devletin kişilerin konut dokunulmazlığını ve özel hayatlarının gizliliğinin sağlama yükümlülüğü olduğu muhakkaktır. Bu haklar ancak milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması sebepleriyle kanunla sınırlandırılabilir. Anayasa2nın 22.maddesinde ise haberleşme hürriyeti düzenlenmektedir. Bu kapsamda herkes haberleşme hürriyetine sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Bu gizliliğe ancak hakim kararıyla müdahale edilebilir.

h.Düşünce, İfade, Din ve Vicdan Hürriyeti

            Anayasa’nın 24.maddesinde ifade edildiği üzere ‘’ Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse ibadet, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.’’ Bu kapsamda herkesin inanma veya inanmama hürriyetine sahip olduğu, devletin ise bunu sağlama yükümlülüğünün olduğu anayasal olarak güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 25.maddesinde ise kimsenin düşüncelerini açıklamaya zorlanamayacağı düzenlenmiş bulunmaktadır.

i.Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti

            Kimsenin düşüncelerini açıklamaya zorlanamayacağı anayasal olarak güvence altına alınmış bulunmaktadır. Bununla birlikte bireylerin düşüncelerini açıklama ve yayma hürriyetine sahip olduğu da anayasal güvence altındadır. Herkes fikirlerini her türlü söz, sanat, yazı, sembol ile dış dünyaya açıklama hürriyetine sahiptir. Bu hak Anayasa’nın 26.maddesinde düzenlenmiştir, devletin bu hakkı sağlama ve koruma konusunda yükümlülüğü bulunmaktadır.

j.Örgütlenme ve Toplantı Özgürlüğü

            Anayasa’nın 33.maddesinde herkesin önceden bir makamın iznini almaksızın dernek kurabileceği, toplantı düzenleyebileceği güvence altına alınmıştır. Ayrıca bir derneğe üye olmak ya da üyelikten ayrılmak da kimsenin iznine tabi tutulamaz. Bu hak belirli kişiler için sınırlanabilir. Buna göre ‘’ Silahlı Kuvvetler mensupları, kolluk kuvveti mensupları ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde devlet memurları’’ açısında bu haklar sınırlandırılabilmektedir. Bu haklar kapsamında söz edilebilecek diğer bir hak ise Anayasa’nın 34.maddesinde düzenlenen Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkıdır. Bu hak da hiçbir makamın iznine tabi değildir, önceden bildirim usulüne uyarak herkes bu toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını kullanabilir.

k.Mülkiyet Hakkı

            Mülkiyet hakkı mutlak ve ayni bir haktır ve bütün hakların aslında mülkiyet hakkından türediği kabul edilmektedir. Bu sebeple mülkiyet hakkı, temel hak ve özgürlükler içerisinde en önemlisi olarak kabul edilmektedir. Anayasa’nın 35.maddesine göre her gerçek ve tüzel kişinin mülkiyet hakkı bulunmaktadır, devletin bu hakkın dokunulmazlığını sağlama ve koruma yükümlülüğü vardır. Mülkiyet hakkının ihlali; mülkiyet hakkından yoksun bırakma, mülkiyetin kullanımını sınırlandırma ve bu hakkın özüne yapılan müdahaleler şeklinde ortaya çıkabilir. Bu ihlallerin gerçekleşmesi durumunda bireylerin hak ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkı vardır. Mülkiyet hakkının kapsamında olan bir başka hak ise Miras Hakkıdır. Aynı şekilde devletin bireylerin miras hakkını koruma yükümlülüğü vardır.

l.Eğitim ve Öğrenim Hakkı

            Anayasa’nın 42.maddesinde düzenlendiği üzere kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Bu kapsamda din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her bireyin bu hakka sahip olduğunu ve devletin de bunu koruma yükümlülüğü altında olduğu anayasal olarak kabul edilmelidir.

m.Serbest Seçim Hakkı

            Anayasa’nın 67.maddesinde vatandaşların oy hakkı, seçimlerde aday olma hakkı ve siyasi faaliyette bulunma hakkı düzenlenmiştir. Seçimler, herkesin düşüncelerini özgürce açıklayabileceği koşullarda, makul aralıklarla ve gizli oyla yapılır.

n.Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması

            Anayasa’nın 40.maddesiyle, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal eden herkese ilgili makam a başvuru hakkının verilmesini, devletin işlemlerinde onlara karşı gidilebilecek hukuk yollarının gösterilmesini ve devletin verdiği zararı karşılama yükümlülüğü olduğu düzenlenmiştir. Anayasal güvence altında bulunan temek hak ve hürriyetlerin sağlanması kapsamında anayasal olarak böyle bir korumanın düzenlenmiş olması da mantıklıdır.

o.Eşitlik İlkesi ve Ayrımcılık Yasağı

            Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme tabi tutulmalarını sağlamak, ayrımcılığı engellemektir. Anayasa’nın 10.maddesi ile güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın amaçladığı, hukuksal eşitliktir, aynı hukuksal durumlarda bulunanlara aynı muamele yapılacağını düzenler. Ayrıca devletin belirli kesimlere ayrımcılık yapılmasını engelleme yükümlülüğü de bulunmaktadır.

 

Dernekler  hukuku  ile  ilgili  ayrıntılı  düzenlemeler  4721  sayılı  Türk  Medeni  Kanunu (madde 56-100), 5253 sayılı Dernekler Kanunu ve 31.03.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Dernekler Yönetmeliği’nde yer almaktadır.

İşbu yazımızda dernekler hukuku ile ilgili olarak bireyleri aydınlatmak ve aynı zamanda ilgili mevzuatta yer verilen düzenlemeleri hukukçu olmayan kişilerin de kavrayabileceği şekilde sadeleştirmek ve tasniflendirmek amaçlanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (madde 56-100) kapsamında dernekler hukuku temel itibariyle;

şeklinde 7ana başlık altında düzenlenmiştir.

5253 sayılı Dernekler Kanunu ise; Amaç, Kapsam ve Tanımlar, Genel Hükümler, Denetim ve Bildirimler, İzne Tâbi Faaliyetler, Yasaklar, Ceza Hükümleri ve Diğer Hükümler olmak üzere 7 bölüm ve 40 maddeden oluşmaktadır.

I. TANIM

Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır. (TMK m.56, DK m.2/a)

II. DERNEKLERİN KURULMASI ve TÜZEL KİŞİLİK KAZANMASI

Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olması gerekir. (TMK m.57, DK m.3)

Konu en üst norm olan Anayasa kapsamında da düzenlenmiş ve ‘Dernek kurma hürriyeti’ adı altında koruma altına alınmıştır. Anayasanın 33. maddesinde yer alan düzenleme;

“Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir. Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir…” şeklindedir.

Dernekler, kuruluş bildirimi ve eklerini mülki idare amirliğine vermek suretiyle tüzel kişilik kazanırlar. (TMK m. 59, Yönetmelik m.5)

Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, en büyük mülkî amir tarafından altmış gün içinde dosya üzerinden incelenir. Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukukî durumlarında kanuna aykırılık veya noksanlık tespit edildiği takdirde bunların giderilmesi veya tamamlanması derhâl kuruculardan istenir. Bu istemin tebliğinden başlayarak otuz gün içinde belirtilen noksanlık tamamlanmaz ve kanuna aykırılık giderilmezse; en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir. Cumhuriyet savcısı mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebilir. (TMK m. 60, Yönetmelik m.6)

III. TÜZÜK

Her derneğin bir tüzüğü bulunur. Dernek tüzüğünde derneğin;

Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz.

Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır. (TMK m.58, DK m.4)

IV. ÜYELİK

Hiç  kimse,  bir  derneğe  üye  olmaya  ve  hiçbir  dernek  de  üye  kabul  etmeye  zorlanamaz. (Anayasa 33, TMK m. 63-64)

Fiil ehliyetine sahip bulunan her gerçek kişi ile tüzel kişiler, derneklere üye olma hakkına sahiptir.

Yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir. (TMK m. 63-64)

Üyeliğin sona ermesi ise 3 farklı şekilde söz konusu olabilir;

Kendiliğinden:  Üyelik  için  kanunda  veya  tüzükte  aranılan  nitelikleri  sonradan kaybedenlerin dernek üyeliği kendiliğinden sona erer. (TMK m. 65)

Çıkma ile: Hiç kimse, dernekte üye kalmaya zorlanamaz. Her üye yazılı olarak  bildirmek kaydıyla , dernekten çıkma hakkına sahiptir. (TMK m. 66)

Çıkarılma  ile:   Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir. Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez. Tüzükte çıkarma düzenlenmemişse üye,  ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir. (TMK m. 67)

 Dernek  üyeliğine  ilişkin  son  olarak  üyelerin  hak  ve  yükümlülüklerine  de  değinmek gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında dernek üyeleri eşitlik hakkına ve oy hakkına sahipken ödenti verme ve sadakat yükümlülüğü bulunmaktadır. (TMK m. 68-71)

V. DERNEK ORGANLARI

Tüzel kişiler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar. (TMK m. 49) Derneğin zorunlu organları, genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur. Dernekler zorunlu organları dışında başka organlar da oluşturabilirler. Ancak, bu organlara zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları devredilemez. (TMK m. 72)

1. GENEL KURUL

Genel kurul, derneğin en yetkili karar organı olup; derneğe kayıtlı üyelerden oluşur. (TMK m.73)

Olağan Toplantı: Genel kurul, tüzükte belirtilen zamanda yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanır. Olağan genel kurul toplantılarının en geç üç yılda bir yapılması zorunludur. (TMK m. 74, Yönetmelik m. 13)

Olağanüstü Toplantı: Genel  kurul, yönetim veya denetim  kurulunun  gerekli gördüğü hâllerde veya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılır. Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa;  üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.  (TMK m. 75, Yönetmelik m.13)

Toplantıya  çağrı:  Genel kurul, yönetim  kurulunca, en az onbeş gün önceden toplantıya çağrılır. Bu amaçla toplantının günü, saati, yeri ve gündemi, üyelere bildirilir. (TMK m. 77, Yönetmelik m. 14)

Toplantı yeri ve toplantı yeter sayısı: Genel kurul toplantıları, tüzükte aksine hüküm olmadıkça, dernek merkezinin bulunduğu yerde yapılır. Genel kurul, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi  hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanır; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci  toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak,  bu   topl antı ya   katı lan   ü ye   sa yısı ,   yön eti m   ve

 deneti m  kurulları  ü ye  ta m  sa yısı nın  iki  katı ndan  az  olamaz  . Genel kurul toplantısı, bir defadan fazla geri bırakılamaz. (TMK m. 78)

Toplantı usulü: Genel kurul toplantısının açılışından sonra, toplantıyı yönetmek üzere, bir başkan ve yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilir.

Genel kurul toplantısında yalnız gündemde yer alan maddeler görüşülür.   Ancak,  topl antı da

 h azır  b u lu n an  ü yelerin  en  az  on d a  b iri  tarafın dan  görüşül mesi  yaz ıl ı  olarak  ist enen  konul arın

 gündem e alı nması  z orunludur  . (TMK m. 79, Yönetmelik m.15)

Genel kurulun görev ve yetkileri:

ü  Üyeliğe kabul ve üyelikten çıkarma hakkında son kararı verir.

ü  Dernek organlarını seçer.

ü  Derneğin diğer bir organına verilmemiş olan işleri görür.

ü  Derneğin diğer organlarını denetler ve onları haklı sebeplerle her zaman görevden

alabilir. (TMK m. 80)

Karar yeter sayısı: Genel kurul kararları, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğuyla

alınır. Şu kadar ki,  tüz ük  değişi kli ği  ve  dern e ğin  f eshi  kararla rı,  ancak  topl antı ya  katı lan  ü yele rin

 üçte  iki  ço ğunluğu yl a  alınabilir. (TMK m. 81)

Oy hakkından yoksunluk: Hiçbir dernek üyesi, dernek ile kendisi, eşi, üstsoyu ve altsoyu arasındaki bir hukukî işlem veya uyuşmazlık konusunda alınması gereken kararlarda oy kullanamaz. (TMK m. 82)

Kararın iptali: Toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her hâlde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebilir.  Diğer organların kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamaz. Genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlar saklıdır. (TMK m. 83)

2. YÖNETİM KURULU

Yönetim kurulu, beş asıl ve beş yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.

Yönetim kurulu üye sayısı, boşalmalar sebebiyle üye tamsayısının yarısının altına düşerse; genel kurul, kalan yönetim kurulu üyeleri veya denetim kurulu tarafından bir ay içinde toplantıya çağrılır.   Ç a ğrı  yapıl maz sa,  ü yelerden  birini n  ist emi  üz erine,  sulh   hâkim i,   üç

 ü ye yi  genel  kurulu  t opla ntı ya ç a ğırmakla  gö revle ndirir  . (TMK m. 84)

Görevleri:

ü Derneğin yürütme ve temsil organıdır; bu görevini kanuna ve dernek tüzüğüne

uygun olarak yerine getirir.

ü Temsil  görevi,  yönetim  kurulunca,  üyelerden  birine  veya  bir  üçüncü  kişiye

verilebilir. (TMK m. 85)

  1. 3. DENETİM KURULU

Denetim kurulu, üç asıl ve üç yedek üyeden az olmamak üzere dernek tüzüğünde belirtilen sayıda üyeden oluşur.

Denetim kurulu, denetleme görevini, dernek tüzüğünde belirtilen esas ve usullere göre

yapar; denetleme sonuçlarını bir raporla yönetim kuruluna ve genel kurula sunar. (TMK m. 86)

Derneklerde iç denetim esastır. Genel kurul, yönetim kurulu veya denetim kurulu tarafından   iç   denetim   yapılabileceği   gibi,   bağımsız   denetim   kuruluşlarına   da   denetim yaptırılabilir.  Genel  kurul,  yönetim  kurulu  veya  bağımsız  denetim  kuruluşlarınca  denetim yapılmış olması, denetim kurulunun yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. (DK m. 9)

Görevleri:

ü Derneğin,  tüzüğünde  gösterilen  amaç  ve  amacın  gerçekleştirilmesi  için sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterip göstermediğini,

ü Defter, hesap ve kayıtların mevzuata ve dernek tüzüğüne uygun olarak tutulup tutulmadığını,

Dernek tüzüğünde tespit edilen esas ve usullere göre ve bir yılı geçmeyen aralıklarla denetler ve

denetim sonuçlarını bir rapor halinde yönetim kuruluna ve toplandığında genel kurula sunar.

Denetim kurulu üyelerinin istemi üzerine, her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme isteğinin yerine getirilmesi zorunludur. (DK m. 9)

  1. DERNEĞİN SONA ERMESİ
  1. Kendiliğinden

Dernekler, aşağıdaki hâllerde kendiliğinden sona erer:

Ø Amacın gerçekleşmesi, gerçekleşmesinin olanaksız hâle gelmesi veya sürenin sona ermesi,

Ø İlk genel kurul toplantısının kanunda öngörülen sürede yapılmamış ve zorunlu organların oluşturulmamış olması,

Ø Borç ödemede acze düşmüş olması,

Ø Tüzük gereğince yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi,

Ø Olağan genel kurul toplantısının iki defa üst üste yapılamaması hâllerinde kendiliğinden sona erer:

Her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sonra erdiğinin tespitini isteyebilir. (TMK m.

87)

  1. Genel kurul kararı ile

Genel kurul, her zaman derneğin feshine karar verebilir. (TMK m. 88)

  1. Mahkeme kararı ile

Derneğin  amacı,  kanuna  veya  ahlâka  aykırı  hâle  gelirse;  Cumhuriyet  savcısının  veya  bir ilgilinin istemi üzerine mahkeme, derneğin feshine karar verir. Mahkeme, dava sırasında faaliyetten alıkoyma dâhil gerekli bütün önlemleri alır. (TMK m. 89)

EMSAL KARARLAR

  1. Çıkarma kararı, tüzükte çıkarma sebebi olarak düzenlenen bir haklı sebebe dayanıyorsa; çıkarılan üye,  bu  tüzüğü  kabul  ederek  derneğe  üye  olduğu  için, çıkarma sebebinin haklı sebep olup olmadığına dair itiraz hakkı yoktur.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda; “…4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

  1. maddesi gereğince; tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir. Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez. Ancak dernek tüzüğünde çıkarılmaya (ihraca) dair bir hüküm bulunmaması halinde ise, çıkarılma ancak haklı bir nedene dayandırılarak yapılabilir. Bu halde çıkarılan üye çıkarılma kararının iptali için mahkemeye başvurabilecektir. 68. madde ise dernek üyelerinin eşit haklara sahip oldukları, derneğin üyeleri arasında ………… ve sınıf farkı gözetemeyeceği, eşitliği bozan veya bazı üyelere bu sebeplerle ayrıcalık tanıyan uygulamalar yapamayacağı düzenlenmiştir.

Yine  üyelikten  ihraca  ilişkin  Yargıtay  İçtihadı  Birleştirme  Kararında  “Tüzükte  ihraç  sebebi olarak gösterilmeyen hallerde, verilen ihraç kararının, hakkın kötüye kullanıldığından dolayı iptali için dava açılabilir” (Y.20.9.1950 günlü ve 4/10 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) denilmektedir.

Bir üyenin dernek üyeliğinden çıkarılması konusunda karar verilirken, öncelikle çıkarılma sebeplerinin  tüzükte  düzenlenip  düzenlenmediğinin  göz  önünde  bulundurulması  gerekecektir. Eğer çıkarma kararı, tüzükte çıkarma sebebi olarak düzenlenen bir haklı sebebe dayanıyorsa; çıkarılan üye, bu tüzüğü kabul ederek derneğe üye olduğu için, çıkarma sebebinin haklı sebep olup olmadığına dair itiraz hakkı yoktur. Ancak tüzükte çıkarma sebebi düzenlenmemiş ise, ihraç edilen üye ihraç sebebinin haksız olduğunu ileri sürerek bu kararın kaldırılması için dava açabilir” şeklinde hüküm verilmiştir.

  1. Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda; “…Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yapılan değerlendirmede; iptali istenen yönetim kurulunun ibrasına dair gündem maddesinin görüşüldüğü ve oylamanın yapıldığı toplantının çoğunluk aranmayan ikinci toplantı olduğu, asgari toplantı yeter sayısının TMK’nın 78/2.maddesi ile dernek tüzüğünün 35.maddesi gereği yönetim ve denetim kurulu asıl üye sayısının bir fazlası [(15+5) x2 +1= 41] olduğu, karar yeter sayısının ise toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu olduğu, karar yeter sayısında salt çoğunluğun hangi sayı esas alınarak belirleneceği hususunda Kanun ve yönetmelikte açık hüküm bulunmadığı,   sadece   toplantıya   katılan   üyeler   ibaresinin   kullanıldığı,   ancak   TMK’nin

58.maddesi gereği dernek tüzüğünün kanunun emredici hükümlerine aykırı olmayacağı, dernek  tüzüğünde  düzenlenmemiş  konularda  kanun  hükümlerinin  uygulanacağı  hükmü gereği bu konunun dernek tüzüğünde düzenlenmiş olup olmadığına bakıldığında, dernek tüzüğünün  genel  kurul  oturumunun  başlamasına  dair  38.maddesinde,  gündem  gereği oylamaların, katılım kartlarının gösterilmesi suretiyle, açık olarak yapılacağı, kararların oy çokluğu ile alınacağı, Yasa ve tüzükçe belli bir oranı gerektiren oylama ve kararlarda, oylamaya geçilmeden önce katılım kartı dağıtımı ve salona girişin, oylama bitinceye değin durdurulacağı, toplantıya katılan üye sayısı saptandıktan ve tutanağa geçirildikten sonra oylamanın yapılacağı düzenlemesine yer verildiği, dolayısı ile uyuşmazlığın tüzükteki bu madde dikkate alınarak çözüme kavuşturulmasının gerektiği açıktır” şeklinde hüküm verilmiştir.

  1. 5253 sayılı  Dernekler  Kanun’u  mülki  idare  amirine  Kanun’a  ve  tüzüğe  aykırı yapılan genel kurul toplantılarının iptalini mahkemeden isteme olanağı getirmiş ve onun yönünden bir süre öngörmemiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda; “…4721 sayılı Türk Medeni Kanununun

  1. maddesinde, toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak 1 ay içinde toplantıya katılmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak 1 ay içinde ve herhalde karar tarihinden başlayarak

3 ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebileceği, 78. maddesinde ise dernek  genel  kurul  toplantılarının,  tüzükte  aksine  hüküm  olmadıkça,  dernek  merkezinin bulunduğu yerde yapılacağı, genel kurulun, katılma hakkı bulunan üyelerin salt çoğunluğunun, tüzük değişikliği ve derneğin feshi hâllerinde üçte ikisinin katılımıyla toplanacağı; çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluğun aranmayacağı, ancak bu toplantıya katılan üye sayısının yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının   iki   katından   az   olamayacağı   düzenlenmiştir.   Türk   Medeni   Kanunu’nun   83. maddesinde yer alan bu düzenleme üyelere tanınmış bir hak iken, Türk Medeni Kanunu’ndan sonra yürürlüğe giren ve daha özel nitelik arz eden 5253 sayılı Dernekler Kanun’u mülki idare amirine Kanun’a ve tüzüğe aykırı yapılan genel kurul toplantılarının iptalini mahkemeden isteme olanağı getirmiş ve onun yönünden bir süre öngörmemiştir.

Buna   göre,   Mahkemece   işin   esasının   incelenmesi,   varsa   taraf   delillerinin   toplanması, gerektiğinde somut olaydaki iddia ile ilgili alanında uzman bilirkişilerden rapor alınması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davacı idare yönünden öngörülmediği halde hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,   Bölge   Adliye   Mahkemesinin   istinaf   isteminin   esastan   reddine   dair   kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulması gerekmiştir” şeklinde hüküm verilmiştir.

  1. Bir konu  dernek  tüzüğünde  düzenlenmiş  ise  iş  bu  düzenlemenin  haksız  olduğu üyelerce ilgili madde genel kurulca değiştirilmediği müddetçe ileri sürülemez.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda; “…Davacı vekili, şube kapatılmasının taleplerine rağmen dernek genel kurulunda gündeme alınmadığı iddia edilmiş ise de yukarıda açıklamalar ve Kanun maddeleri dikkate alındığında, yönetim kurulunca gündeme alınmayan bir konunun genel kurul gündemine alınmasına toplantıya katılan üyelerin en az onda birinin yazılı talebi halinde gündeme alınmasının zorunlu olduğu, olağan toplantı dışında genel kurulun olağanüstü toplantıya dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim  kurulunca  olağanüstü  toplantıya  çağrılacağı,  Yönetim  kurulunun,  genel  kurulu

toplantıya çağırmaması halinde ise; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hâkimi, üç üyeyi genel kurulu toplantıya çağırmakla görevlendireceği hususları ile birlikte değerlendirildiğinde dernek  içi  denetim  yollarının  tüketildiği  kabul  edilemeyecektir.  Ayrıca  bir  konu  dernek tüzüğünde düzenlenmiş ise iş bu düzenlemenin haksız olduğu üyelerce ilgili madde genel kurulca değiştirilmediği müddetçe ileri sürülemez” şeklinde hüküm verilmiştir.

GEREK YUKARIDA YER VERİLEN KONUYA İLİŞKİN AÇIKLAMALARIMIZ GEREKSE DE BELİRTİLEN EMSAL KARARLARDAN DA ANLAŞILACAĞI ÜZERE; DERNEKLER HUKUKANA İLİŞKİN DAVALAR NİTELİKLERİ İTİBARİYLE HASSAS NOKTALAR BARINDIRMAKTA OLUP UZMAN BİR AVUKAT ARACILIĞI İLE TAKİP EDİLMESİ HAK KAYBINA UĞRANILMAMASI ADINA HAYATİ ÖNEM ARZ ETMEKTEDİR

SEL&ER Hukuk Bürosu, Tüketici Hukuku alanında uzman kadrosu ile müvekkillerini bilgilendirmekte, Tüketici Hakem Heyetine ve Tüketici Mahkemelerine götürülecek tüketici şikayetlerinde, ayıplı mal ve ayıplı hizmetten kaynaklı uyuşmazlıkların çözümünde, diğer tüm sektörlerde de tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu VE ilgili yönetmelikler alanına giren konuların danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

 SEL&ER tarafından Tüketici Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları şunlardır:

Türk ticaret kanunu ve ilgili mevzuatlara son derece hakim olan ekibimiz ile birlikte, şirketler ve ticaret hukuku alanında hizmet veren ofisimiz özellikle Ticari İşletme Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku ve Şirketler Hukuku alanındaki tecrübesiyle müvekkillerimize hizmet vermekteyiz. Ticaret hukuku üzerine başlıca çalışma alanlarımız:

 

Türk Ceza Kanunu’nda insan hayatına yönelen fiiller, kasten ve taksirle öldürme şeklinde iki temel kategoride düzenlenmiştir. Kasten öldürme suçları TCK m. 81-83 arasında, taksirle öldürme ise TCK m. 85’te hüküm altına alınmıştır.

KASTEN ÖLDÜRME SUÇU (TCK M. 81-83)

SUÇUN TEMEL ŞEKLİ (TCK m. 81)

Kasten öldürme

Madde 81

(1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu düzenleme ile korunan hukuki değer, bireyin yaşam hakkıdır.

SUÇUN UNSURLARI

KASTEN ÖLDÜRME SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ (TCK m. 82)

Nitelikli haller

Madde 82

(1) Kasten öldürme suçunun;

a) Tasarlayarak,

b) Canavarca hisle veya eziyet çektirerek,

c) Yangın, su baskını, tahrip, batırma veya bombalama ya da nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanmak suretiyle,

d) Üstsoy veya altsoydan birine ya da eş, boşandığı eş veya kardeşe karşı,

e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) (Değişik:12/5/2022-7406/2 md.) Kadına karşı,

g) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,

h) Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak veya işlenmesini kolaylaştırmak ya da yakalanmamak amacıyla,

i) (Ek:29/6/2005 – 5377/9 md.)Bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle,

j) Kan gütme saikiyle,

k) Töre saikiyle, İşlenmesi halinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.

Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesi, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerini düzenleyerek, suçun failin saikine, suçun işleniş tarzına ve mağdurun kişisel özelliklerine göre ağırlaştırılmasını öngörmektedir. Bu hallerin varlığı, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini gerektirir.

Nitelikli hallerin amacı, yalnızca cezanın artırılması değil; aynı zamanda toplum vicdanında derin infial uyandıran eylemlerin daha ağır bir şekilde cezalandırılmasını sağlayarak özel ve genel caydırıcılığı sağlamaktır.

  1. Fiilin Tasarlanarak İşlenmesi (TCK 82/1-a)

Tasarlama, failin suçu spontane değil, bilinçli bir hazırlık süreci sonucunda, önceden planlayarak ve zaman ayırarak işlemesidir. Burada kast, sıradan bir öldürme kastından farklı olarak yoğun, sabit ve ısrarlı bir iradeyi yansıtır. Örneğin, failin mağduru günlerce takip ederek rutinlerini öğrenmesi, cinayeti en uygun ortamda ve dikkat çekmeyecek şekilde planlaması.

Yargıtay’ın kararlarında, failin mağdura yönelik geçmişe dönük tehditleri, ön hazırlık niteliğindeki eylemler ve zaman aralığı, tasarlamayı gösteren objektif deliller olarak ele alınmaktadır.

  1. Canavarca Hisle veya Eziyet Çektirerek Öldürme (TCK 82/1-b)

Bu bentte düzenlenen nitelikli hal, suçun işleniş yönteminin olağan dışı vahşet, nefret, kin veya ağır fiziksel/psikolojik acılar verme amacı taşımasını kapsar.

CEZA GENEL KURULU, Karar Tarihi :05.03.2019

“…Türk Ceza Kanunu’nun 82. maddesinin birinci fıkrasının “b” bendinde, kasten öldürme fiilinin, “Canavarca hisle veya eziyet çektirerek” gerçekleştirilmesi bu suçun nitelikli hâli olarak düzenlenmiş, faildeki ahlaki kötülüğün yoğunluğu ve insani duygulardan yoksunluk, cezanın artırılmasını gerektirir hâl kabul edilmiştir. Eziyet çektirerek öldürme suçun bir işleniş şekli olduğu hâlde, canavarca hisle öldürme failin subjektif durumuyla ilgili bir husustur. Madde metninde, “canavarca his” kavramının tanımına yer verilmemiş, madde gerekçesinde ise, kişinin acıma hissi olmaksızın bir başkasını öldürmesi hâlinde canavarca hisle öldürmenin söz konusu olacağı, öldürmenin vahşi bir yöntemle gerçekleştirilmesinin, canavarca hisle öldürmenin arz ettiği özellik olduğu belirtilerek, kişinin yakılarak, uyurken kulağının içine kızgın yağ dökülerek ya da vücudu parçalanarak öldürülmesi, canavarca hisle öldürmeye örnek olarak gösterilmiştir.”

Canavarca his örneği: Mağdurun parçalanarak veya diri diri yakılarak öldürülmesi.

Eziyet örneği: Mağdurun günlerce aç bırakılması, işkenceye maruz bırakılması.

  1. Kamuya Tehlike Yaratan Araçlarla İşlenmesi (TCK 82/1-c)

Yangın, su baskını, bombalama, tahrip gibi yöntemlerle veya nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlarla öldürme, hem bireysel mağdura hem de kamu güvenliği ve sağlığına yönelen ağır tehdit oluşturur. Örneğin, kalabalık bir topluluğun bulunduğu mekânda bomba patlatılmasıyla mağdurun öldürülmesi.

  1. Aile İlişkisi Kapsamında İşlenmesi (TCK 82/1-d)

Üstsoy, altsoy, eş veya kardeş gibi yakın hısımlara karşı işlenen öldürme fiilleri, aile içi güven ilişkisini ihlal ettiği ve özel koruma alanına saldırı teşkil ettiği için nitelikli hale tabidir. İmam nikâhlı eş veya resmi olarak tanınmayan evlilik dışı çocuklar bu kapsama girmez. Medeni Kanun’da tanımlı hısımlık ilişkisi esas alınır. Örneğin, failin, miras nedeniyle tartıştığı babasını kasten öldürmesi.

  1. Savunmasız Kişilere Karşı İşlenmesi (TCK 82/1-e)

Yaş küçüklüğü, yaşlılık, engellilik, hastalık veya geçici baygınlık gibi nedenlerle kendini savunamayacak durumda olan mağdurlara karşı işlenen öldürme fiilleri ağırlaştırıcı nedendir. Örneğin, Alzheimer hastası yaşlı bir kadının öldürülmesi, ya da doğuştan felçli bir bireyin boğularak öldürülmesi.

  1. Kadına Karşı İşlenmesi (TCK 82/1-f)

Önceden “Gebe olduğu bilenen kadına karşı işlenmesi” olarak düzenlenen bu bent failin, mağdurenin hamile olduğunu bilerek hareket etmesi durumunda hem mağdurun hem de doğacak ceninin hayatına yönelen bir saldırıyı içermekte iken 12/5/2022 tarihli 7406 sayılı kanunun 2’nci maddesiyle “tüm kadınları kapsayacak” şekilde değiştirilmiştir.

  1. Kamu Görevi Nedeniyle İşlenmesi (TCK 82/1-g)

Kamu görevlisinin, yürüttüğü kamu hizmeti nedeniyle hedef alınması, yalnızca bireye değil devlet otoritesine yönelik bir saldırı olarak kabul edilir. Örneğin, belediye zabıtasının görevini yerine getirdiği sırada öldürülmesi.

  1. Delilleri Yok Etmek veya Suçu Kolaylaştırmak Amacıyla İşlenmesi (TCK 82/1-h)

Bir başka suçu gizlemek, delilleri yok etmek veya yakalanmamak amacıyla işlenen öldürme fiilleri, failin çok yönlü suç kastını ve planlı hareketini gösterir. Örneğin, failin, tecavüz ettiği mağduru şikâyetçi olmasın diye öldürmesi.

  1. Suçu İşleyememekten Dolayı Duyulan İnfialle İşlenmesi (TCK 82/1-i)

Bir suçun gerçekleştirilememesi nedeniyle doğan öfke, hayal kırıklığı ya da hırs ile kasten öldürme fiilinin işlenmesi, failin ani öfkeyle ağır bir suça yöneldiğini gösterir. Failin psikolojik yapısı ve olay anındaki davranışları bu hükmün uygulanmasında belirleyici olur. Örneğin, failin, hırsızlık yapmak için girdiği evde para bulamayınca ev sahibini öldürmesi.

  1. Kan Gütme Saiki ile İşlenmesi (TCK 82/1-j)

Geçmişte yaşanan bir öldürme fiilinden ötürü, failin intikam alma saikiyle mağduru öldürmesi halinde bu bent uygulanır. Toplumda kan davası olarak bilinen vakaları kapsar. Örneğin, failin, yıllar önce babasını öldüren kişiyi bulup öldürmesi.

Yargıtay’ın kararlarında, töre baskısı veya aile meclisi kararının failin cezasını hafifletmediği; aksine cezayı ağırlaştırdığı ifade edilmektedir.

  1. Töre Saiki ile İşlenmesi (TCK 82/1-k)

Toplumda yerleşik ama hukuken meşru olmayan “namus”, “aile şerefi” gibi gerekçelerle, ailenin itibarı uğruna mağdurun öldürülmesi, toplumsal baskının birey iradesine hâkim olduğu örnekleri ifade eder. Örneğim, evlilik dışı ilişki yaşayan genç bir kızın, aile kararıyla öldürülmesi.

İHMALİ DAVRANIŞLA KASTEN ÖLDÜRME (TCK M. 83)

Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi

Madde 83

(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.

(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;

a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,

b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir.

(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.

İhmali davranışla kasten öldürme, failin yerine getirmekle yükümlü olduğu bir icrai hareketi yapmaması sonucu bir kişinin ölmesi halinde oluşur.

Bu suçun oluşabilmesi için ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilecek bir yükümlülük ihlaline dayanması gerekir.

Uzlaşmaya Tabi Ceza Davası Suçları Nelerdir?

YÜKÜMLÜLÜĞÜN KAYNAKLARI

SUÇUN UNSURLARI

NİTELİKLİ HALLERİN UYGULANABİLİRLİĞİ

TCK m. 83’te özel olarak nitelikli hallere yer verilmemiştir.

TAKSİRLE ÖLDÜRME SUÇU (TCK m. 85)

Taksirle öldürme

Madde 85

(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

SUÇUN ŞEKİLLERİ

Şekil Tanım / Açıklama
TCK m. 85/1 – Temel Taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet verme: 2–6 yıl hapis cezası
TCK m. 85/2 – Nitelikli Hal Birden çok kişinin ölmesi veya ölüm + yaralanma: 2–15 yıl hapis cezası

Bu hükümlerde şikâyet koşulu aranmaz; suç re’sen soruşturulur.

SUÇUN UNSURLARI

Unsur Açıklama
Fail ve Mağdur Herkes olabilir; özgü suç değildir. Meslekî dikkat yükümlülüğü olan kişiler için sorumluluk artar.
Fiil (Davranış) İcrâî (aktif) ya da ihmali (pasif) hareket olabilir.
Dikkat ve Özen Yükümlülüğü Objektif özen standardına aykırılık aranır. Hukuk, teamül ve meslek kurallarından doğar.
Nedensellik Bağı Fiil ile ölüm arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır.
Objektif İsnadiyet Sonuç, öngörülebilir olmalı ve failin davranışına objektif olarak yüklenebilir olmalıdır.
Kusurluluk Fiilin sonuçları failin kişisel özellikleriyle öngörülebilir nitelikte olmalıdır.

TAKSİR TÜRLERİ ve MANEVİ UNSUR FARKI

Tür Açıklama
Basit Taksir Ölüm neticesi öngörülmemiş, fakat dikkatli biri tarafından öngörülebilir niteliktedir.
Bilinçli Taksir Ölüm neticesi öngörülmüş, ancak fail gerçekleşmeyeceğini varsayarak eylemi gerçekleştirmiştir. Cezai sorumluluk artırılır.
Olası Kast Fail neticeyi öngörmüş ve “olursa olsun” diyerek göze almıştır. Bu durumda kastın varlığı kabul edilir ve taksir hükümleri uygulanmaz.

Bilinçli taksirde ceza artırılırken, olası kast durumunda suç kasten öldürme sayılarak ceza çok daha ağır olur.

Uygulama için mağduriyetin münhasıran failde olması ve failin gerçekten üzüntü duyması gerekir.

Sonuç ve Değerlendirme

Taksirle öldürme suçu, kasten işlenen öldürme suçlarına kıyasla manevi unsur bakımından daha hafif olmakla birlikte, yaşam hakkını ihlal ettiği için ciddi bir suçtur.

Özellikle bilinçli taksir – olası kast ayrımı, uygulamada cezanın türü ve süresi üzerinde belirleyici rol oynamaktadır.

Yaptırım ve Uygulama Esasları

Durum / Uygulama Açıklama
Temel Cezalar TCK m. 85/1: 2–6 yıl hapis, TCK m. 85/2: 2–15 yıl hapis
Adli Para Cezası Sadece bilinçli taksir dışı durumlarda mümkündür.
HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Cezanın süresine ve taksir türüne göre değerlendirilebilir.
Meslek Yasağı / Ehliyet İptali Suç mesleki faaliyet kapsamında işlenmişse 3 ay – 3 yıl arasında sürücü belgesi/memuriyet yasağı uygulanabilir. (TCK m. 53/6)

KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME: KASTEN VS TAKSİRLE ÖLDÜRME

Kriter Kasten Öldürme (TCK m. 81) Taksirle Öldürme (TCK m. 85)
Manevi Unsur Kast vardır (doğrudan veya olası) Kast yoktur; dikkat/özen ihlali sonucu öngörülemeyen ama öngörülebilir netice doğar
Fiil Türü Genellikle icrai hareket Hem icrai hem de ihmali hareket olabilir
Netice Ölüm – istenerek veya kabullenilerek gerçekleştirilir Ölüm – istenmeyerek fakat dikkatsizlik sonucu oluşur
Ceza Müebbet / Ağırlaştırılmış Temel ceza 2–6 yıl; nitelikli ceza 2–15 yıl
Olası Kast Ayrımı Suçun kasten işlendiği kabul edilir Taksir hükümleri uygulanmaz; kasten öldürme sayılır

Yargıtay Kararları

“…Yerleşik yargısal kararlarda kabul edildiği ve tereddütsüz bir şekilde uygulandığıüzere, tasarlamadan söz edilebilmesi için; “Failin, bir kimsenin vücut bütünlüğü veya yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi” gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 16.04.2013 tarihli ve 3-144 sayılı, 26.06.2012 tarihli ve 67-258 sayılı, 12.06.2012 tarihli ve 560-227 sayılı, 25.01.2011 tarihli ve 122-7 sayılı, 16.02.2010 tarihli ve 251-25 sayılı, 02.02.2010 tarihli ve 239-14 sayılı, 15.12.2009 tarihli ve 200-290 sayılı, 03.10.2006 tarihli ve 30-210 sayılı, 13.11.2001 tarihli ve 239-247 sayılı ile 28.04.1998 tarihli ve 117-155 sayılı kararları da bu doğrultudadır…”

“…bebeğini evde doğuran suça sürüklenen çocuk …’nin bakım ve gözetime muhtaç yeni doğan bebeği bakımsız ve gözetimsiz bıraktığı, poşete koyup evin dışına götürdüğü, suça sürüklenen çocuk …’nin anlatımlarına göre “bebeğin 5-10 dakika normal hareket edip ses çıkardığının anlaşıldığı, … ile … arasındaki ses kayıtlarının dinlenmesinde call-22-51-17-ın isimli kaydın 10.25 ve 12.05 dakikalarında bebeğin sesinin duyulduğu, bebeğin canlı olarak dünyaya geldiğinin ancak tespit edilemeyen şekilde öldüğünün anlaşıldığı olayda; evde doğan bebeğin banyoda makasla göbek kordonunu kestikten sonra bağlanması ve bebeğin beslenmesi gerekirken bunların yapılmaması biçimindeki ihmali davranışların ölüme sebebiyet verdiği, bebeğin hayatını korumak ve gözetmek yükümlülüğü altında olmasına karşın …’nin bu yükümlülüğü yerine getirmediği anlaşıldığından, suça sürüklenen çocuk …’nin 5237 sayılı Kanun’un 83/3 maddesi gereği ihmali davranışla kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine, yazılı şekilde beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur…”

“…Sanığın 113 promil alkollü vaziyette, asli kusurlu olarak aracında yolcu olarak bulunan bir kişinin ölmesine, iki kişinin nitelikli, üç kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaralandığı olayda; 5271 sayılı CMK’nın 253. ve 254. maddesinde düzenlenen uzlaşma kurumu şikayet kurumundan farklı olup şikayet bir soruşturma ve kovuşturma şartı iken, uzlaşma taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılama faaliyeti dışında çözümünün sağlandığı alternatif bir uyuşmazlıklık yöntemi olmakla birlikte TCK’nın 85/1. fıkrasındaki taksirle öldürme suçu ile bu suçun nitelikli halinin düzenlendiği TCK’nın 85/2. fıkrasındaki suçun uzlaşmaya tabi olmayıp, TCK’nın 85/2. maddesindeki suçun bölünmesi de mümkün olmaması dikkate alındığında nitelikli şekilde yaralanan mağdurlar … ve … ile sanık arasında uzlaşma gerçekleştiğinden bahisle suçun bölünmesinin mümkün olmadığı gözetilerek, sanığın bilinçli taksirle bir kişinin ölümünden ve iki kişinin de nitelikli şekilde yaralanmasından sorumlu tutulması ve TCK’nın 85/2, 22/3. maddeleri gereği cezalandırılması ayrıca atılı suçun TCK’nın 85/2. maddesi kapsamında kaldığından davaya bakmakla görevli mahkemenin 5235 sayılı Kanunun 12. maddesi gereğince Ağır Ceza Mahkemesi olduğu gözetilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekeceği düşünülmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması, hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle Antalya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik katılanlar vekillerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA…”

“…Olay tarihinde gece vakti, sanık … …, hakkında beraat hükmü kurulan sanık …, tanıklar … ve… ile ölen …’nun, …’ya ait mısır tarlasına, tarlaya zarar veren domuzları avlamak üzere gittikleri, ölen …’nun tarlaya gelmesi beklenen domuz sürüsünü ellerinde tüfek bulunduran sanıkların önüne doğru sevketmek üzere sanıkların bilgisi dahilinde gruptan ayrılarak tarlanın başka bir tarafına gittiği, bir süre sonra domuzların tarlaya girmesi üzerine sanıkların domuzlara doğru hedefi görmeden karanlıkta ateş ettikleri, sanık …’nun kullandığı pompalı tüfekten çıkan saçma tanesinin …’na isabet ederek ölümüne neden olduğu şekilde meydana gelen somut olayda; sanığın, gruptan ayrıldığını ancak nereye gittiğini bilmediği …‘nun, ateş ettiği istikamette olabileceğini öngörmesine rağmen neticenin meydana gelmeyeceği kanaatiyle, karanlık ortamda, hedefini görmeksizin, temel avcılık kurallarına aykırı şekilde eylemine devam ederek neticenin meydana gelmesine yol açması sebebiyle eyleminde bilinçli taksirin yasal unsurlarının bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılan vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA…”

“…Tasarlamanın oluşması için, bir kimseye karşı koşulsuz olarak öldürme suçunu işleme kararının verilmesi, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında makul bir sürenin geçmesi, bu süre içerisinde sebat ve ısrar gösterilerek karardan dönülmemesi gerekmekte olup, incelemeye konu somut olayda, tasarlamanın koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında TCK’nin 81. maddesiyle hüküm kurulması yerine, yetersiz gerekçe ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde tasarlayarak öldürme suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirdiğinden, sanık müdafiinin yerinde görülen temyiz sebeplerinin kabulüyle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 14/10/2021 tarih ve 2021/2375 Esas – 2021/2125 Karar sayılı hükmünün CMK’nin 302/2. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA,..”

1.CEZA DAİRESİ, Karar Tarihi: 20.12.2017

“…Sanığın, eşi ile maktul arasında sadakat ilkesi ile uyumlu bulunmayan yakınlık bulunduğunu öğrenmesi üzerine maktulü öldürdüğü anlaşılan olayda, maktulden kaynaklanan haksız hareketlerin ulaştığı boyut dikkate alınarak, müebbet hapis cezasının 12 yıldan 18 yıla kadar indirilmesini öngören 5237 Sayılı TCK.nun 29. maddesinin uygulanması sırasında asgari orana yakın indirim yapılmasının yeterli olduğu gözetilmeden, tahrikin düzeyinin belirlenmesinde yanılgıya düşülerek en üst hadden indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayini isabetsizdir

Dosya kapsamına ve kabule göre; olaydan 47 yıl önce sanık …’ın babası ile maktul … arasında gerçekleşen bir olayda …’ın babasının maktul … tarafından öldürüldüğü, bu nedenle iki aile arasında husumet bulunduğu, sanığın babasının öldürüldüğü tarihte 3 yaşında olduğu, bu husumet ve etki altında büyüdüğü, olayı da bu nedenle işlediği anlaşıldığı halde yerel mahkemenin “babasının öldürüldüğü tarihte 3 yaşında olduğu, babasını öldüren kişiyi 47 yıl sonra öldürmüş olmasının aradan geçen sürenin uzunluğu, ilk olayda 3 yaşında olması değerlendirildiğinde haksız tahrik durumunun ortadan kalktığının kabulü gerekeceği” gerekçesiyle haksız tahrik hükümlerinin uygulanmayarak fazla ceza tayini, Bozmayı gerektirdiğinden, sanık … müdafiinin yerinde görülen temyiz sebeplerinin kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin verdiği 22/11/2017 gün ve 2017/875 E. 2017/928 K sayılı mahkumiyet hükmünün 5271 sayılı CMK’nin 302/2. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Resmi belgede sahtecilik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenen ve kamu güvenine karşı işlenen suçlardandır.

Madde 204

        “(1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”

 

Bir kamu görevlisinin görevi gereği düzenlediği yazılardan oluşan belgeye resmi belge denir.  Türk Ceza Kanunu’na göre sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturan belge yazılı ve taşınabilir olmalı, hukuki bir değer içermeli ayrıca kim tarafından düzenlendiği belli olacak şekilde düzenleyicisi tarafından imzalanmış olması da gerekmektedir. Korunan hukuki değer, kamunun yani toplumun resmi niteliği haiz olan belgeye güvenidir. Bu nedenle de suçun mağduru birey değil toplumdur.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu (TCK m. 204/1)

İlk fıkrada sayılan hareketler ile resmi belgede sahtecilik suçu, seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup üç seçimlik hareketle işlenebilir. Bu hareketler:

1-Resmi belgeyi sahte olarak düzenlemek,

2-Gerçek bir resmi belgeyi aldatıcı şekilde değiştirmek,

3-Sahte resmi bir belgeyi kullanmak.

Suçun Tanımı ve Unsurları

Bu hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterlidir. Hepsi bir arada yapılmış olsa bile tek suç sayılır; ancak ceza belirlenirken bu durum TCK m.61 uyarınca dikkate alınmaktadır.

Nitelikli Hâli (TCK m.204/2)

Kamu görevlisinin, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi hâlinde suçun nitelikli hali oluşmaktadır. Nitelikli halde kamu görevlisi pozisyonunu kötüye kullanarak devlet güvencesi taşıyan belgeyi sahte hale getirmektedir.

Kamu görevlisi TCK m. 6/1/c uyarınca kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişidir. Yani kamuda çalışmasına rağmen düzenlemeye yetkili olmadığı bir belgeyi düzenleyen kişi bu suçu işlemiş olmaktadır.

Özelliği, fail yalnızca kamu görevlisi olabilir. Noterler, öğretmenler gibi bazı meslek grupları da bu kapsamda değerlendirilir. Örneğin bir belediye zabıta memurunun gerçekte yapılmayan bir denetimle ilgili sahte tutanak düzenlemesidir.

Suçun failine 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. Eğer ki TCK m. 52 uyarınca koşulları oluşmuşsa mahkeme hapis cezasını adli para cezasına çevirebilmektedir. Aynı şekilde CMK m.231 uyarınca da gerekli koşulları sağlarsa HAGB uygulanması mümkün olmaktadır.

Suç özgü nitelikte olup iştirak hâlinde azmettiren ya da yardım edenler TCK m.40/2 uyarınca sorumlu olmaktadır.

Belgenin Aldatıcılık Niteliği

Suçun oluşabilmesi için düzenlenen ya da değiştirilen belgenin aldatıcı nitelikte olması gerekmektedir. Yargıtay’a göre, sadece hatalı veya biçimsel eksiklik içeren belgeler bu suçu oluşturmamaktadır.

Fikri ve Maddi Sahtecilik Ayrımı

Maddi Sahtecilik, belgenin fiziksel olarak taklit edilmesi ya da değiştirilmesi, görünüşüne veya fiziksel haline müdahale edilmesidir. Örneğin, sahte kimlik düzenlenmesi.

Fikri Sahtecilik, gerçek bir belgenin içeriğinin gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesidir. Yani belge görünüşte doğrudur ama içeriği gerçek dışıdır. Örneğin, belediye mühendisi tarafından yapılmayan keşif hakkında yapılmış gibi tutanak düzenlenmesi.

Zincirleme Suç ve Fikri İçtima

Aynı kişiye karşı aynı suç değişik zamanlarda işlenirse zincirleme suç (TCK m.43) hükümleri uygulanmaktadır.

Suç, başka bir suçla birlikte işlenmişse, en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulmaktadır (TCK m.44).

Resmî ve Özel Belge Birlikte Kullanılırsa

Sahte resmî ve sahte özel belge birlikte kullanılmışsa, tek bir suç kabul edilir ancak ceza, en ağır suç dikkate alınarak verilmektedir. Örneğin, sahte diploma (özel belge) ve sahte denklik belgesi (resmî belge) ile iş başvurusu yapılması.

Özel Hükümlerin Önceliği

Örneğin Noterlik Kanunu, Gümrük Kanunu gibi özel kanunlarda ayrı suç tipi varsa TCK m.204 değil, özel hüküm uygulanmaktadır.

Yargılama Usulü

Nitelikli Resmî Belgede Sahtecilik(TCK m.204/3)

Aksi ispat edilene kadar geçerli sayılan ve yüksek delil gücüne sahip belgelerde sahtecilik yapılması, suçun nitelikli hali olarak kabul edilmektedir. Örneğin, noterlik Kanunu’na uygun noter belgeleri, mahkeme ilamları, icra ilamları, CMK’ya göre düzenlenen ceza tutanakları…

Resmî Belgeyi Bozma, Yok Etme veya Gizleme

Madde 205

     Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

* bozmak, belgenin okunamaz (yırtma, karalama) hâle getirilmesidir.

* Yok etmek, belgenin tamamen ortadan kaldırılmasıdır.

* Gizlemek, belgenin hukuken kullanılmasını engelleyecek şekilde saklanmasıdır.

Örnek: Mahkeme kararını yok etmek.

Resmi Belgede Sahtecilik suçu(TCK m.204) ve Resmî Belgeyi Bozma, Yok Etme veya Gizleme suçu (TCK m.205) Ayrımını yaparsak:

* Belgenin içeriğinin değiştirilmesi → TCK m.204 kapsamındadır.

* Belgenin yok edilmesi/gizlenmesi → TCK m.205 kapsamındadır.

Resmî Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan

Madde 206

“Bir resmi belgeyi düzenlemek yetkisine sahip olan kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Suçun Tanımı:

Bir kişinin, resmî belge düzenleme yetkisine sahip kamu görevlisine gerçeğe aykırı beyanda bulunması ve bu beyana dayanılarak belge düzenlenmesi hâlinde suç oluşmaktadır.Örneğin, sahte ad ve soyad bildirimi ile doğum belgesi alınması.

Suçun Unsurları:

* Yalan beyan kamu görevlisine yapılmalıdır.

* Memur beyanı doğrudan esas alarak (araştırma yapmadan) belge düzenlemelidir.

* Beyana bağlı olarak belge düzenlenmiş olmalıdır.

Suçun Oluşmadığı Hâller

* Memur beyanı araştırarak belge düzenlemişse,

* Belge düzenlenmemişse,

* Belge resmî nitelik taşımıyorsa.

Teşebbüs – Zincirleme Suç – İçtima

* TCK m.206 resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu teşebbüse uygun değildir.

* Aynı suç işleme kastıyla farklı tarihlerde aynı beyanlar yapılırsa zincirleme suç hükümleri (TCK m.43) uygulanmaktadır.

* Eğer yalan beyan, sahtecilik suçunun içinde erimişse sadece sahtecilikten ceza verilmektedir.

Yargıtay Kararları

  1. Ceza Dairesi, 2016/1255 E, 2016/4761 K.

“…Resmi belgede sahtecilik suçu bakımından, 5237 sayılı TCK.nun 43. maddesinde, “değişik zamanlarda” denilmesi karşısında; aynı anda gerçekleşen fiillerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığından, sanıklar … ve …’ın evinde yapılan arama ele geçen sahte belgeler ve plakaların aynı anda ele geçirildiği olayda, belgelerdeki sahteciliğin farklı zamanlarda yapıldıklarına ilişkin kesin delil bulunmaması karşısında, aynı anda düzenlendiklerinin kabulü gerektiği cihetle, eylemin bir bütün olarak tek bir resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu ve zincirleme suç hükmünün uygulanma olanağının bulunmadığı gözetilmeden uygulanması suretiyle fazla ceza tayini, yasaya aykırı,…”

  1. Ceza Dairesi, 2017/2564 E, 2018/773 K.

“…Resmi belgede sahtecilik suçu yönünden yapılan incelemede; Sanığın kullandığı müştekiye ait nüfus cüzdanı fotokopisinin ve yerleşim yeri belgesinin fotokopisinin bulunması, asıllarının ele geçirilememiş olması, dosya arasında bulunan fotokopisinden de 5237 sayılı TCK’nun 204/1. maddesi uyarınca aldatma kabiliyeti olup olmadığının belirlenemeyeceği, bu nedenle sanık hakkında kullanmış olduğu resmi belgeler yönünden sahtecilik suçu isnat edilemeyeceği, ancak kredi sözleşmesini … adına yapmış olması karşısında sözleşmenin sahte olarak oluşturulan özel belge niteliğinde olduğu ve özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilerek, sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması gerekirken, zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,Kabule göre;Resmi belgede sahtecilik suçu ile ilgili olarak; resmi belgede sahtecilik suçuna konu teşkil eden 10/11/2010 tarihli Yerleşim Yeri ve Diğer Adres Belgesi’nin dosyaya getirtilerek, yapılan sahtecilikte aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdir ve tayininin hakime ait olduğu da dikkate alınarak, söz konusu belgenin mahkeme heyeti tarafından incelenip özelliklerinin zapta geçirilmesi, bu şekilde, sahtecilikte aldatma kabiliyeti bulunup bulunmadığının tespitinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, 12/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

  1. CEZA DAİRESİ Esas : 2012/2988 Karar : 2013/9307 Karar Tarihi :04.06.2013

“…Suç tarihinde Atatürk Devlet Hastanesinde memur olarak çalışan sanık …’nın, DSİ Antalya 13. Bölge Müdürlüğünde işçi olarak çalışan … adına sahte istirahat raporu (işgöremezlik belgesi) düzenleyip bu raporlara dayanarak SSK’dan iş göremezlik ödeneği aldığının iddia ve kabul olması karşısında; sahteliğe konu sahte işgöremezlik raporlarının, sanık …’nın görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi belgelerden olmadığı cihetle; sanığın eyleminin 765 sayılı TCK.nun 342/1. (5237 sayılı TCK.nun 204/1) maddesindeki \”resmi belgede sahtecilik\” suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde fazla ceza tayini,”

  1. CEZA DAİRESİ, Esas : 2016/3768, Karar : 2016/11345, Karar Tarihi :20.06.2016

“…Ceza Genel Kurulunun 09.10.2012 gün ve 335-1804 ile 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatıcılık niteliğinin varlığını göstermeyeceği ve bu nedenle aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Sahteciliğe konu olan belgenin aldatıcılık niteliğinin olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup, hakim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılmayacağını bizzat belirlemeli ve sonucuna göre belgelerde aldatma niteliği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir. Aslı ele geçmeyen sürücü belgesi üzerinde inceleme yapılmasının mümkün olmaması ve aldatıcılık niteliğinin belirlenememesi nedeniyle yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmayacağı ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … … müdafiinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle isteme aykırı olarak bozulmasına,”

  1. CEZA DAİRESİ, Esas : 2021/529, Karar : 2021/6135, Karar Tarihi :30.06.2021

5237 sayılı TCK’nin 204. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen “görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî belgeyi sahte olarak düzenleme” suçunun “özgü suç” olması ve kamu görevlisinin görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgeyi sahte olarak düzenlemesi halinde bu madde hükmü kapsamında cezalandırabileceği; somut olayda … Onkoloji Hastanesi’nde hemşire olarak görev yapan sanığın, suça konu uyuşturucu maddelere mahsus reçete defteri dip koçanında görevli doktor yerine sahte imza atmak suretiyle düzenlediğinin anlaşılması karşısında, suça konu belgenin sanığın görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgelerden olmadığı anlaşıldığından; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nin 204/1 maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği suçundan hüküm kurulması,

  1. CEZA DAİRESİ, Esas : 2020/6669, Karar : 2021/6159, Karar Tarihi :01.07.2021

“…5237 sayılı TCK’nin 40/2. maddesine göre, özgü suçlarda özel faillik niteliği taşıyan kişilerin fail olabileceği bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişilerin ise ancak azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulabileceği cihetle, somut olayda noter katibi olan temyiz dışı sanık …’ın eyleminin dosya kapsamına uygun şekilde görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğunun kabul edilmesi, kamu görevlisi olmayan sanıklar … ve …’ın sanık …’ın görevi kötüye kullanma suçuna TCK’nin 40/2. maddesi anlamında azmettiren ya da yardım eden sıfatıyla iştiraklerinin bulunmaması ve sanıkların eylemlerinin, noter katibi olan sanığın eyleminden bağımsız TCK’nin 204/1 ve 204/3. maddelerinde düzenlenen kanunen sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerde sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşmek suretiyle yazılı şekilde TCK’nin 204/2 ve 204/3. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi,”

  1. CEZA DAİRESİ, Esas:2017/16027, Karar:2020/2256, Karar Tarihi: 09.03.2020

“…Kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belge niteliğinde bulunan Beşiktaş 25. Noterliği’nin 06.12.2011 tarihli ve 28569 yevmiye numaralı vekaletnamesi nedeniyle sanıklara verilen cezanın TCK’nın 204/3. maddesi gereğince artırılması gerektiğinin gözetilmemesi…”

 

5237 sayılı TCK’nın 1. maddesinde kanunun amacı şu şekilde ifade edilmiştir: “Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için, ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir.” Suç; toplumsal düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin ihlâli niteliğini taşıyan, haksızlık teşkil eden insan davranışıdır.

Tüm hukuk kurallarının amacı, toplumsal düzeni sağlamaktır. Diğer hukuk disiplinleri gibi, ceza hukuku da kendi araçlarıyla bu genel amaca hizmet eder. Ceza hukuku, kişi hak ve hürriyetleri üzerinde en fazla etkisi olan hukuk disiplinidir.  Ceza hukuku, örneğin “kimseyi öldürme!”, “başkasının malını çalma!” şeklinde emir ya da yasak ihtiva eden hukuk kuralları ve bu kuralların ihlâli halinde uygulanacak olan yaptırımlarla toplumsal düzeni korumayı amaçlar. Buna göre, ceza hukukunun temel işlevi; toplumsal yaşam bakımından hayati önem taşıyan değerlerin ihlalini suç olarak tanımlamak ve bunlar karşılığında uygulanacak olan yaptırımları belirlemektir.

Ceza muhakemesi hukuku, yakalama, el koyma, arama, telefon ve ortam dinlemesi, tutuklama gibi koruma tedbirleri ile suç şüphesi altındaki kişinin özgürlüğünü kısıtlar. Şüphelinin bizzat kendisinin veya avukatının bu soruşturma işlemlerine itiraz hakkı vardır. Soruşturma neticesinde iddia makamı (savcılık) şüphelinin suç işlediği kanaatine oluşursa şüpheli hakkında bir iddianame düzenleyerek ceza davası açılacaktır. Türkiye’de ceza davalarına bakmaya yetkili adli ceza mahkemelerinin görevi suç vasfı ve ceza miktarına göre belirlenmektedir. Ceza mahkemeleri, temel olarak asliye ceza mahkemesi ve ağır ceza mahkemesi olmak üzere iki tür mahkemeden oluşmaktadır. Sanık, mahkemedeki yargılamanın tüm aşamalarında da bir avukatın hukuki yardımından yararlanma hakkına sahiptir. Ceza mahkemesi, yapacağı yargılama neticesinde sanık hakkında mahkumiyet hükmü olarak “adli para cezası”, “hapis cezası” veya “güvenlik tedbirine’’ karar verebilir. Kararda hapis cezasının ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) gibi bireyselleştirme kurumları uygulanabileceği gibi sanığa verilen hapis cezası adli para cezasına da çevrilebilir. Ceza davası, istinaf, temyiz ve kararın düzeltilmesi gibi aşamaları da geçtikten sonra kesinleşmiş hapis cezası ile ilgili infaz hukuku süreci başlar. Kesinleşen hapis cezasının infazı, kural olarak açık veya kapalı cezaevinde yapılır. Cezası infaz edilen hükümlü, suçunun niteliğine göre belli şartları yerine getirdiğinde koşullu salıverilme (şartlı tahliye) ve denetimli serbestlik tedbirinden yararlanarak cezaevinden tahliye edilebilir.

Ceza hukukunda tüm bu süreçler, genel hatlarıyla soruşturma, kovuşturma ve infaz hukuku süreci olarak tanımlanabilir. Soruşturma aşaması ile başlayıp cezanın infazı ile sona eren bu süreçte yargılanan kişinin, mağdurun, müştekinin (şikayetçi) veya müdahilin (katılan) savunmasını yapan avukata, halk arasında ceza avukatı veya ağır ceza avukatı denilmektedir. Hukuk büromuz, savunma hakkını ve hak arama özgürlüğünü temin ederek ceza yargılaması sürecine katılan taraflara hukuki yardım sunmaktadır.

Uzlaşmaya Tabi Ceza Davası Suçları Nelerdir?

Uzlaşmaya tabi ceza davalarında, uzlaşmayı kabul etmemek dava açılmasının öncelikli şartlarındandır. Uzlaşmanın kabulü halinde arabulucuda karşı taraf ile bir konuda anlaşma sağlanmakta ve dava açılmadan uyuşmazlık çözüme kavuşturulmaktadır. Her suçta uzlaşma mümkün olmamakla birlikte, takibi şikayete bağlı;

Gibi takibi şikayete bağlı suçların soruşturulması ve kovuşturulması uzlaşmaya tabidir. Bu suçlarda tarafların uzlaşmak istemesi ve uzlaşma sonucunda anlaşmaları halinde ceza davası açılmadan netice alınmaktadır. 

Uzlaşmanın Ceza Davasına Etkisi Nedir?

Uzlaşma bürosu ceza davalarında takibi şikayete bağlı suçlarda davalı ve davacıların uzlaşma talepleriyle ilgilenmektedir. Suç duyurusunun yapılması veya soruşturma sırasında taraflara uzlaşıp isteyip istemediklerini soran Cumhuriyet Savcısı uzlaşmayı istemeleri halinde tarafları uzlaştırma bürosuna yönlendirmektedir. Burada bağımsız arabulucular taraflardan ne şekilde uzlaşacakları konusunda teklif alarak dava açılmadan tarafların anlaşmaları sağlanmaya çalışılır. Anlaşma sağlanırsa dosya kapatılmaktadır.

Uzlaşma teklifi sonucunda müşteki uzlaşma teklifini kabul etmezse ya da davalı uzlaşma şartlarını kabul etmezse dava açılması için cumhuriyet savcısı iddianame hazırlar.

Dava açıldıktan sonra kovuşturma aşamasında uzlaşma teklif edilmediği anlaşılırsa mahkeme tarafları uzlaşmak istemeleri halinde uzlaştırmacıya yönlendirmektedir. Bu durumda dava bekletilmekte ve uzlaşmadan sonuç alınması halinde dava konusu suç yargılaması yapılmadan dava sona ermektedir.

Bu anlamda;

Suçları başta olmak üzere birçok suç ile ilgili olarak temsil ve danışmanlık hizmeti vermekteyiz.

Ceza Avukatı Seçerken Dikkatli Olunmalıdır

Bir ceza kovuşturmasında atılan hatalı bir adımın telafisi mümkün değildir.  Avukat söz konusu suçu doğru yorumlamalı ve hangi adımları atacağını çok iyi bilmelidir. Suçun sadece ispata yönelik bölümü ile ilgilenen değil, suçun yapısını doğru tahlil edebilmiş, bu tahlillerini somut olaya uygulayarak lehe olan sonucu alabilecek ve istenen neticeyi alabilecek uzmanlığa ve tecrübeye sahip bir Ceza Avukatı ile çalışmak çok önemlidir.

Bir ceza avukatına temsil yetkisi verilmeden önce, avukatın bu konudaki tecrübelerinin gözlemlenmesi ve ne tür davalara baktığının incelenmesi gereklidir. Ceza Avukatının ihtisas alanının ceza davaları olması çok önemlidir.

Sel&Er Hukuk Bürosu gerek Türk vatandaşları, gerekse Türk vatandaşı ve yabancılar arasındaki evlenme, nişanlanma, boşanma, nafaka, velayet, mal rejimi, hısımlık, soy bağı, evlat edinme, çocuk malları, aile malları gibi konularda uyuşmazlıkların mahkeme önünde ve taraflar arasında protokol düzenlenerek çözümü için özel hayatın gizliliğine dikkat ederek Aile Hukuku alanında Avukatlık ve Hukuki Danışmanlık hizmeti vermektedir.

Aile hukukunun düzenleme alanına giren ilişkiler, nitelikleri gereği sürekli olan ilişkilerdir. Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olup, eşlerin birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda olup tarafların aile olmanın getirdiği bu yükümlülükleri yerine getirmemesinden kaynaklı uyuşmazlıklar Aile hukukunda pratikte karşımıza en çok çıkan durumlardır.

Aile hukukunun temel ilkelerinden olan zayıfların korunması ilkesi gereğince Aile hukukuna giren ilişkiler ve kurumlar sadece kanunda düzenlenmiş olanlardan ibaret olup, ilişkileri düzenleyen hükümler çoğunlukla emredici hükümlerdir.

SEL-ER Hukuk Bürosu olarak temel ilkemiz, Türk toplumunun temel taşı aile biriminin korunması olmakla  birlikte Aile hukuku kapsamında hem evlilik öncesi hem de evlilik sonrası süreçte doğan tüm uyuşmazlıklarda gerekli hukuki süreci yakından takip etmektedir.

Büromuz Tarafından Aile Hukukuna İlişkin Verilen Bazı Hizmetler;

AİLE HUKUKUNA İLİŞKİN YARGITAY KARAR ÖRNEKLERİ

HASTA KOCASINA BAKAN KADININ, KOCASININ HAKARET VE ŞİDDET EYLEMLERİ KARŞISINDA AĞIR KUSURLU BULUNAMAYACAĞINA KARAR VERİLDİ.

“Yapılan yargılama ve toplanan deliller ile dosya kapsamı itibariyle, tarafların 1997 yılında evlendikleri, davalı-karşı davacı erkeğin 2005 yılında beyin kanseri teşhisiyle ameliyat olduğu, tedricen rahatsızlığının arttığı, vücut fonksiyonlarında kayıp oluştuğu, son safhaya gelindiğinde erkeğin rahatsızlığı nedeniyle bakım ve gözetime muhtaç hale geldiği, davacı-karşı davalı kadının uzunca bir süre eşine baktığı, bu süreç içerisinde davalı-karşı davacı erkeğin eşine karşı sürekli küfür ve hakaret ettiği, eşine karşı bir kaç kez şiddet uygulamaya çalıştığı, mahkemenin kabulünün aksine, davacı-karşı davalı kadının, tek başına hayatını idame ettiremeyecek derecede rahatsızlığı bulunan eşi ile zorunlu hal nedeni ile aynı çatı altında yaşamaya devam etmesinin, kadının maruz kaldığı şiddet girişimlerini ve süreklilik arz eden küfür ve hakaret eylemlerini affettiği, hoşgörü ile karşıladığı şeklinde yorumlanamayacağı ve davalı-karşı davacı erkeğin bu eylemlerinin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusur olarak kabulü gerektiği, şu halde mahkemece davacı-karşı davalı kadına yüklenen kusurlu davranışlar ile davalı-karşı davacı erkeğin sürekli küfür ve hakaret ile şiddete teşebbüs olarak gerçekleşen kusurlu davranışlarının eşit düzeyde olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle iken, davacı-karşı davalı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi ve bu yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-karşı davacı erkek yararına maddi tazminata ( TMK m.174/1 ) hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

KADININ KUSURLU DAVRANIŞI NEDENİYLE BOŞANMAYA KARAR VERİLMESİ

“Mahkemece; kadının, eşinden tiksindiğini, iğrendiğini, yüzünü görmek istemediğini, aynı arabaya bile binmek istemediğini beyan ettiği, bu hareketinin devamında yaklaşık 3 yıldır eşi ile cinselliği paylaşmadığı, odalarını ayırdığı, onu cezalandırdığı göz önünde tutulduğunda erkek eşin hareketleri nedeniyle kadın eşin cinsellik paylaşmak istememesi hâlinde bu durumun kendisine ancak dava açma hakkını verebileceği, bunun dışında üç yıl gibi uzun bir süre eşini cezalandırılmasının kabul edilemeyeceği, bu yön itibarı ile de kadın eşin kusurlu olduğu, evliliğin temel öğelerinden birisinin de cinsel birliktelik olduğunun göz ardı edilmemesi gerektiği, diğer yönden de kadın eşin devam mecburiyeti olmayan okul aile birliğinde görev alması nedeniyle sürekli eve geç gelmesi, evini ihmal etmesi ve özellikle de eşinin hasta olduğu süreçte onu yalnız bırakması yeterince ilgilenmemesi hususları ve çocuklarına eşek oğlu eşek diyerek eşine hakaret etmesi nazara alındığında, kadının  kusurlu olduğu…”

EŞİT KUSURLU EŞLERDE TAZMİNAT TALEPLERİNİN REDDEDİLMESİ

“Mahkemece, davacının davalıya fiziksel şiddet uyguladığı iddiasıyla yargılandığı ancak ceza dava dosyasında davalı kadındaki yaralanmaların geçirmiş olduğu trafik kazasından kaynaklandığının bizzat kendisi tarafından beyan edildiği aksi düşünülse bile davalının bu beyanı ile eşini affettiği, en azından eşinin davranışını hoşgörü ile karşıladığı, bu sebeple davalının fiziksel şiddet gördüğü yönündeki beyanının hükme esas alınmadığı, ancak davalı kadının davacıyı eve almayarak “şizofren” dediği, davacı erkeğin de eşine “koca kafalı, salak, manyak” şeklinde hakaret ettiği ve boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin anneye tevdiine karar verilmiş, davalı kadının tedbir, yoksulluk nafakası talepleri ve eşit kusur belirlemesi nedeniyle tarafların tazminat talepleri reddedilmiştir. “

 

İcra ve iflas hukuku, alacaklının alacağına en kolay ve en hızlı yollardan kavuşabilmesi için devlet gücünden yararlanma imkânı sağlayan bir hukuk dalıdır.Bir hak ve alacağın korunması, borcun ifa edilmesinin sağlanması İcra ve İflas Hukuku’nun konusunu oluşturmaktadır. Sel&er Hukuk Bürosu uzman avukatları ve icra katipleri ile birlikte müvekkillerine hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır. 

Bu alandaki hizmetler, alacaklı/borçlu ve üçüncü kişiler arasındaki uyuşmazlıkların çözümü için icra mahkemeleri ve genel mahkemelerde dava takibi işlerini de kapsamaktadır. Bu bağlamda Büromuz Türk ve yabancı birey ve şirketlere ve gerçek kişilere Türkiye’de sahip oldukları alacaklarının tahsili için avukatlık ve danışmanlık hizmeti sağlamaktadır. Bu noktada temel hedefimiz, müvekkilimizin alacağına en çabuk, en etkin ve en az masraflı şekilde kavuşmasıdır. Bu kapsamda aşağıdaki hizmetleri müvekkillerimize vermekteyiz.

 

WhatsApp Canlı Destek